BELİRSİZLİĞİN KALICI HALE GELDİĞİ YIL, 2025
2025 yılı, küresel ekonomi ve siyasetin artık geçici şoklar üzerinden değil, yapısal ve kalıcı belirsizlikler üzerinden şekillendiği bir dönem olarak tarihe geçmiştir. Pandemi sonrası dönemde beklenen hızlı normalleşme ve dengelenme süreci yerini; yüksek borçluluk, jeopolitik gerilimler, iklim krizi, küresel ticarette parçalanma ve ekonomik karar alma süreçlerinde politikanın artan ağırlığına bırakmıştır. Piyasalar açısından 2025, yalnızca büyüme ve enflasyon verilerinin değil, seçim sonuçlarının, diplomatik krizlerin, savaşların ve toplumsal tepkilerin de fiyatlandığı bir yıl olmuştur.
Bu almanak çalışmamız, 2025 yılını ekonomi–politik bir perspektifle ele alarak küresel ekonomik gelişmeleri, finansal piyasaları ve Türkiye ekonomisini değerlendirmekte; 2026 yılına yönelik öngörüleri ve risk alanlarını ortaya koymaktadır.
KÜRESEL EKONOMİ: YAVAŞLAYAN AMA DAĞILMAYAN BÜYÜME
2025 yılında küresel ekonomik büyüme yaklaşık yüzde 3,2 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu oran, küresel ekonominin uzun dönem ortalamasının altında kalmakla birlikte, sert bir küresel durgunluğun yaşanmadığını da göstermektedir. Ancak büyümenin kompozisyonu, önceki yıllara kıyasla daha kırılgan ve dengesiz bir yapı sergilemiştir.
Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi, yüksek faiz ortamına rağmen güçlü iç talep ve istihdam piyasasının desteğiyle yüzde 2,5–2,7 bandında büyüme kaydetmiştir. Bununla birlikte, artan kamu borcu, bütçe açığı ve yaklaşan siyasi belirsizlikler, ABD ekonomisinin orta vadeli görünümü üzerinde baskı yaratmıştır. Avrupa Birliği ekonomisi ise enerji dönüşüm maliyetleri, savunma harcamalarındaki artış ve zayıf sanayi üretimi nedeniyle yüzde 1–1,5 aralığında sınırlı bir büyüme performansı göstermiştir.
Çin ekonomisi 2025 yılında küresel ekonominin en dikkat çekici yavaşlama hikâyesini sunmuştur. Gayrimenkul sektöründeki yapısal sorunlar, nüfus dinamikleri ve zayıflayan iç talep nedeniyle büyüme yüzde 3’ün altında kalmıştır. Buna karşılık Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkeleri, genç nüfus, dijitalleşme ve üretim kaymalarının etkisiyle küresel büyümenin ana sürükleyicileri arasında yer almıştır.
PARA POLİTİKALARI: EKONOMİDEN ÇOK POLİTİK BİR ARAÇ !
2025 yılı, para politikasının teknik bir araçtan ziyade giderek daha fazla politik bir enstrüman hâline geldiği bir yıl olmuştur. Küresel ölçekte merkez bankaları, enflasyonla mücadele hedeflerini korurken aynı zamanda finansal istikrar, borç sürdürülebilirliği ve siyasi baskılar arasında denge kurmaya çalışmıştır.
ABD Merkez Bankası politika faizini uzun süre yüzde 5,25–5,50 bandında tutarak “yüksek faizi uzun süre koruma” stratejisini sürdürmüştür. Avrupa Merkez Bankası ise ekonomik durgunluk riski ile enflasyon baskıları arasında sıkışmış bir görünüm sergilemiştir. Bu durum, küresel likiditenin sınırlı kalmasına ve sermaye akımlarının daha seçici hâle gelmesine yol açmıştır.
Güçlü dolar, 2025 boyunca küresel finansal sistemin en belirleyici unsurlarından biri olmuştur. Gelişmekte olan ülkeler için yüksek dış borçlanma maliyetleri ve sermaye çıkışları, ekonomik kırılganlıkları artırmıştır. Böylece para politikaları yalnızca ekonomik büyümeyi değil, küresel siyasi dengeleri de doğrudan etkileyen bir araç hâline gelmiştir.
JEOPOLİTİK GELİŞMELER VE EMTİA PİYASALARI
2025 yılında emtia piyasaları, ekonomik temeller kadar jeopolitik gelişmeler tarafından da şekillendirilmiştir. Orta Doğu’daki gerilimler, enerji arz güvenliği ve küresel ticaret yollarına ilişkin riskler petrol fiyatlarını doğrudan etkilemiştir. Brent petrol fiyatları yıl boyunca 70–85 dolar bandında dalgalanmış; fiyatların aşağı yönlü hareketi jeopolitik risk primiyle sınırlanmıştır.
Altın ise 2025’in öne çıkan varlıklarından biri olmuştur. Merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme stratejileri, artan jeopolitik belirsizlikler ve finansal sistemdeki kırılganlıklar altın fiyatlarını 2.200–2.450 dolar/ons aralığında tutmuştur. Tarımsal emtialarda ise iklim değişikliği kaynaklı arz şokları, küresel gıda enflasyonunun düşüşünü yavaşlatmıştır.
KÜRESEL SERMAYE PİYASALARI: AYRIŞAN DÜNYA
2025 yılı, küresel sermaye piyasalarında belirgin bir ayrışmanın yaşandığı bir dönem olmuştur. ABD borsaları, yapay zekâ, savunma sanayii ve teknoloji hisseleri öncülüğünde güçlü bir performans sergilerken; gelişmekte olan ülke piyasaları yüksek faiz ortamı ve güçlü dolar nedeniyle uzun süre baskı altında kalmıştır.
Tahvil piyasalarında uzun vadeli faizlerin yüksek seyretmesi, hem kamu hem de özel sektör için borçlanma maliyetlerini artırmıştır. Bu durum, yatırım kararlarının ertelenmesine ve küresel büyüme üzerinde aşağı yönlü risklerin artmasına neden olmuştur.
TÜRKİYE EKONOMİSİ: DENGELENME VE GÜVEN ARAYIŞI
Türkiye ekonomisi 2025 yılında yaklaşık yüzde 3–3,5 oranında büyüme kaydetmiştir. Sıkı para politikası ve makro ihtiyati önlemlerle birlikte enflasyon yüzde 31-32 bandına gerilemiş olsa da fiyat istikrarı hâlen temel politika önceliği olmaya devam etmektedir.
Döviz kuru oynaklığının görece azalmasına rağmen finansal koşulların sıkı seyri, reel sektör ve hanehalkı üzerinde baskı yaratmıştır. Türkiye’nin 5 yıllık CDS primi yıl boyunca 250–350 baz puan aralığında dalgalanmış; küresel risk iştahı ve iç siyasi gelişmeler yatırımcı algısını doğrudan etkilemiştir.
2025 yılı, Türkiye açısından büyüme ile istikrar arasındaki dengenin yeniden tanımlandığı bir geçiş yılı olmuştur. Ekonomik karar alma süreçlerinde öngörülebilirlik ve güven unsurları, finansal performansın belirleyici faktörleri hâline gelmiştir.
2026’YA BAKIŞ: SENARYOLAR VE ÖNGÖRÜLER
2026 yılına girerken küresel ekonomi için üç temel senaryo öne çıkmaktadır. Baz senaryoda küresel büyümenin yüzde 3 civarında sürmesi, enflasyonun kademeli olarak gerilemesi ve para politikalarında sınırlı bir gevşeme beklenmektedir. İyimser senaryoda jeopolitik risklerin azalması ve ticaret hacminin artmasıyla büyümenin hız kazanması öngörülmektedir. Risk senaryosunda ise bölgesel çatışmalar, iklim kaynaklı arz şokları ve finansal stres unsurları ön plana çıkmaktadır.
Türkiye açısından 2026 yılı, fiyat istikrarının kalıcı hâle gelmesi, yapısal reformların ilerlemesi ve sermaye girişlerinin artması açısından kritik bir eşik olacaktır. Ekonomi–politik uyumun güçlenmesi, hem iç hem de dış dengeler açısından belirleyici olacaktır.
SONUÇ: KARMAŞIK VE GİRİFT BİR 2026
2025 yılı, ekonomi ile politikanın ayrılmaz biçimde iç içe geçtiği bir yıl olarak hatırlanacaktır. Finansal piyasalar, ekonomik veriler kadar siyasi kararları da fiyatlamış; belirsizlik kalıcı bir unsur hâline gelmiştir. 2026 yılı ise riskler kadar fırsatları da beraberinde barındırmakta; karar alıcılar ve yatırımcılar için karmaşık ve girift bu görünüm çok boyutlu bir perspektif gerektirmektedir.
Ahmet Yiğit
Ortak, Finansal Yönetim Hizmetleri
LinkedIn