Tema Grup

ENFLASYON DÜZELTMESİ Mİ, SİSTEMİN DÜZELTİLMESİ Mİ ?

2004 yılında çıkarılan 5228 sayılı Kanun, düşük enflasyon oranıyla geçilen 15 yılda önemli sorunlara yol açmamışken, son 5 yıllık dönemde yaşanan yüksek enflasyondan kaynaklı tahribat, 2024 yılından itibaren enflasyon düzeltmesini zorunlu hale getirince fark ettik; fiyat artışlarının yüksek olduğu dönemlerde, enflasyon düzeltmesi uygulamasının zorluğunu ve muhasebe mesleğini icra edenler için yarattığı kaosu.

 

Enflasyon nedeniyle fiyatların sürekli artmasından dolayı, gerçeği yansıtmaktan uzaklaşan mali tabloların güncellenerek gerçeğe yaklaştırılması bir zorunluluk arz ettiğinden, 2001 yılında yaşanan yüksek enflasyon üzerine 2002 ve 2003 yıllarında uygulanmış olan enflasyon düzeltmesinden 20 yıl sonra, tekrar yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle, 2024 yılından itibaren yeniden gündeme gelen ve aslında vergisel sonucu olmaması gereken bu uygulama; özkaynaklar, duran varlıklar, stoklar gibi kalemler açısından her işletmenin kendine özgü durumuna göre beklenmeyen vergilere, sürpriz zararlara ve hatta zarar vergilerine yol açmıştır.

 

TOBB’un, “Enflasyon muhasebesi, firmalarımız için zorunlu bir ihtiyaç haline geldi. İş dünyası olarak bu konuda gerekli adımların atılmasını bekliyoruz” açıklamalarıyla başlayan,

 

TÜRMOB’un önce “Enflasyon düzeltmesi için bütün muhasebe ordumuzla hazırız” startıyla uygulamaya geçen, ama sonra “Enflasyon düzeltmesi ile ilgili bir yanlışın daha büyük bir yanlışla düzeltilmeye çalışılması inanılır gibi değil. Üstelik böyle bir düzenlemenin büyük hata olacağı muhataplarına anlatılmıştır. Yapılması gereken beyannamesini verenlerin düzeltme yapmasını ihtiyari bırakmaktır. Kamuoyuna yansıyan Tebliğ Taslağının yayımlanması halinde daha kaotik bir durum ortaya çıkacaktır. Devlet aklının acilen devreye girmesi gerekmektedir” açıklamasıyla, enflasyon düzeltmesinin yanlış uygulandığını ortaya koyan,

 

TOBB’a ait TEPAV’ın 19.12.2025 tarihli Bütçe Raporunda “Kurumlar Vergisi ve Enflasyon Düzeltmesi: Ne İçin Yola Çıktık Nereye Vardık: Kurumlar vergisinde enflasyon düzeltmesinin kurgusunda yaşanan problemlerden kaynaklı güçlü sermayeye sahip şirketlerin vergilerinde düşüş yaşanmış, aksine yükümlülüğü yüksek olan büyük firmaların ile orta ölçekli firmaların göreli olarak kurumlar vergisi yükümlülükleri artmıştı. Bu ise vergi ödeme kabiliyeti yüksek olan şirketlerin kazançlarının vergi dışı kalması nedeniyle kurumlar vergisi tahsilat tahminini hızla aşağı çekmiştir. 2025 yılında kurumlar vergisi tahsilatı, hedefin 450 milyar TL altında kalmaktadır. Bu tutar, hemen hemen 2025 yılı bütçe deprem harcamalarına eşittir.” tespitine yer verildiği,

 

Bu arada Anayasa Mahkemesinin 16.01.2024 tarihli ve 32431 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan E.2023/105, K.2023/208 sayılı Karar ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun Geçici 33 üncü maddesinde yer alan ve 2021 yılında enflasyon düzeltmesi uygulanmaması sonucunu doğuran ibareyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal ettiği,

 

Nihayetinde, iş dünyasından ve muhasebecilerden gelen talepler üzerine, enflasyon düzeltmesinin uygulamaması için 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunla düzenleme yapılarak 2028 yılına kadar ertelenmesiyle, 2 yıldır süren tartışmaların şimdilik son bulduğu Enflasyon Düzeltmesi uygulamasından söz ediyoruz.

 

Ancak işin esasına bakıldığında bir taraftan Maliye Bakanlığı açısından vergi kaybına yol açan, diğer taraftan işletmelerin çoğunluğunun şikayetçi olduğu ve özellikle de mali müşavirlere zor günler ve geceler yaşatan enflasyon düzeltmesindeki bu tartışmalar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişle başlayan ve etkileri gittikçe artan yönetim sistemimizdeki sorunları ortaya çıkaran ve ortak akıldan uzaklaşıldığını gösteren güncel bir hadisedir.

 

Kariyer meslek mensuplarından oluşan bir bürokrasiye sahip Maliye Bakanlığında, düzenleme yapılması ihtiyacı ortaya çıkan bir konu için, ilgili birim uzmanlarınca etki analizleri de yapılmak ve ortaya çıkacak sonuçları doğru şekilde öngörülmek suretiyle mevzuat taslaklarının hazırlandığı, Bakanlığın diğer birimleriyle konunun olgunlaştırıldığı, önce diğer bakanlık ve ilgili kuruluşların görüşlerinin alındığı, sonra sektör temsilcilerinin sorunları ve görüşleri dinlenerek son halinin verildiği ve nihayetinde Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü tarafından hükümet politikaları doğrultusunda Bakanlar Kurulunda kanun tasarısı veya kararname haline getirildiği bir devlet işleyişinden; yasama yetkinliği sınırlı olan milletvekilleri tarafından verilen kanun teklifleriyle yasama faaliyetinin yürütüldüğü veya Bakanlar Kurulu Kararları yerine Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle düzenlemelerin yapıldığı bir sisteme geçilmiş bulunulmaktadır.

 

Son dönemde sık sık yaşanan buna benzer tartışmalar, düzenleme ihtiyacı olan konuların Bakanlar Kurulu tarafından kanun tasarısı haline getirilip TBMM’ye gönderilmesi uygulamasının ne kadar anlamlı ve devlet geleneğimize uygun bir yöntem olduğunu ortaya koymaktadır. Şu an fiilen bir Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin varlığı dikkate alındığında, ilgili bakanlık tarafından yine önceki usullerle hazırlanarak Cumhurbaşkanlığına sunulacak ve Bakanlar Kurulu tarafından son hali verilecek Kanun Taslaklarının, iktidar parti grup/grupları tarafından Kanun Teklifine dönüştürülmek suretiyle TBMM’ye sunulması için bir Anayasa değişikliğine de ihtiyaç bulunmamaktadır.

 

Sistemin etkin çalışmasına engel teşkil eden bürokratik oligarşiyi azaltmak üzere yola çıkılıp, işin uzmanlığını ve devlet adamlığını temsil eden bakanlık müsteşarlığı müessesesinin kaldırılması, kadim devlet işleyişimizi olumsuz etkilemiştir. Devlet geleneğimizin en önemli kurumlarından olan Adalet Bakanlığı ile Maliye Bakanlığında, daima meslekten gelen ve “istişare edilen” anlamına gelen müsteşarlar aracılığıyla, siyasal iktidarların politikalarının yapılacak düzenlemelere doğru şekilde yansıtılması ve bu düzenlemelerin etki analizleriyle sonuçlarının önceden öngörülmesini sağlayan müsteşarlık makamına ne kadar ihtiyaç olduğu ortadadır.

 

Başbakanlık Müsteşarı gibi bir devlet adamının, İdari İşler Başkanı pozisyonuna dönüştürüldükten sonra, yeniden Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterinin ihya edilmesinin, devleti temsil eden ve istişare edilen müsteşar kadrolarının yeniden oluşturulması ve devamında Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı gibi bir makamının da yeniden gündeme gelmesi dileğiyle, son dönemdeki enflasyon düzeltmesi uygulamasında yaşanan tartışmalar ile gelgitlerden yola çıkılarak alınması gerekecek tedbirlerin, devlet işleyişimizin gözden geçirilmesine ve ortak aklın yeniden öne çıkarılmasına vesile olmasını ve 2026 yılının güzelliklerle geçmesini temenni ediyorum.

 

Bahattin IŞIK

LinkedIn