Tema Grup

Transfer Fiyatlandırmasında Aynı Veriye Bakmanın Zamanı Geldi !

Transfer Fiyatlandırmasında Aynı Veriye Bakmanın Zamanı Geldi !

Vergi Denetim Kurulu tarafından geliştirilen VDK-MİHENK sistemi geçtiğimiz günlerde Risk Analiz Merkezinde kullanılmaya başlandı.

Sistemin özellikle transfer fiyatlandırması bakımından önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.

Vergi Denetim Kurulunun açıklamalarına göre MİHENK; başta e-belgeler olmak üzere İdarenin elindeki geniş hacimli mali verileri büyük veri ve yapay zekâ yöntemleriyle analiz edebiliyor. Aynı veya benzer mal ve hizmetlere ilişkin çok sayıda gerçekleşmiş işlemi birlikte değerlendirerek fiyat, maliyet, satış hacmi ve diğer ekonomik göstergeler arasındaki ilişkileri inceleyebiliyor. Sistemin önemli kullanım alanlarından biri de ilişkili kişiler arasındaki fiyatların benzer koşullardaki bağımsız işlemlerden anlamlı şekilde farklılaşıp farklılaşmadığının tespit edilmesi.

VDK’nın MİHENK için kullandığı “Emsal Fiyatlar ve Sektörel Marjlar Veritabanı” tanımı aslında sistemin potansiyelini oldukça iyi anlatıyor. MİHENK’in geniş veri setlerini sektörel, bölgesel ve ölçek bazında sınıflandırarak emsal fiyatlar ve marjlar üretmesi öngörülüyor.

Böyle bir veri altyapısının oluşturulması kolay değil. Türkiye’nin e-Fatura, e-Arşiv, e-Defter ve diğer elektronik uygulamalar sayesinde uzun yıllardır biriktirdiği işlem verisinin anlamlı bir analitik yapıya dönüştürülmesi, vergi denetimi açısından son derece değerli.

Ancak, bu verinin, vergi mahremiyeti korunarak ve gerekli anonimleştirme yapılarak, belirli ölçülerde mükelleflerin kullanımına da açılması gerekir.

Çünkü transfer fiyatlandırmasında bugün yaşanan sorunların önemli bir kısmı yalnızca mevzuattan değil, veriye erişimdeki asimetriden kaynaklanıyor.

Transfer fiyatlandırmasındaki en büyük sorunlardan biri “emsal” bulmak

Kurumlar Vergisi Kanununun 13’üncü maddesine göre ilişkili kişiler arasındaki işlemlerin emsallere uygunluk ilkesine göre fiyatlandırılması gerekiyor. Başka bir ifadeyle, ilişkili iki şirket arasındaki fiyatın, aynı veya benzer koşullarda birbirinden bağımsız şirketler arasında oluşacak fiyata uygun olması bekleniyor.

Kuralı ifade etmek kolay olmakla birlikte uygulamak ise çoğu zaman oldukça zor.

İlişkili şirketlerin aynı ürünü benzer koşullarla bağımsız müşterilere sattığı sağlıklı bir iç emsal varsa sorun nispeten kolay çözülebilir. Ancak uygulamada her zaman böyle bir veri bulunmuyor.

Bu durumda dış emsal araştırmasına ihtiyaç duyuluyor.

Bunun için şirketler veya danışmanları çoğunlukla uluslararası ticari veri tabanlarından yararlanıyor. Şirketler belirli kriterler kullanılarak taranıyor, faaliyetleri inceleniyor, karşılaştırılabilir olmadığı düşünülen şirketler eleniyor, kalan şirketlerin mali verileri analiz ediliyor ve bir emsal fiyat veya kârlılık aralığı oluşturuluyor.

Bu çalışma hem zaman alıyor hem de ciddi bir maliyet yaratabiliyor.

Üstelik ücretini ödeyerek ulaştığınız veri tabanının size sunduğu sonuç her zaman Türkiye’deki gerçek işlemi tam olarak yansıtmayabiliyor.

OECD de ticari veri tabanlarının faydalı olmakla birlikte önemli sınırlılıkları bulunduğunu kabul ediyor. Bu veri tabanlarının çoğu kamuya açıklanan finansal bilgilerden oluşuyor; her ülkede aynı kapsamda veri bulunmuyor ve çoğu zaman işlem bazında fiyatlardan çok şirket bazında finansal sonuçlara ulaşılabiliyor. OECD ayrıca veri tabanı analizinin tek başına yeterli görülmemesi ve karşılaştırılabilirliğin niteliğine odaklanılması gerektiğini özellikle vurguluyor.

Uygulamada, mükellef ciddi bir maliyete katlanarak sınırlı veriden mümkün olan en doğru emsali üretmeye çalışırken, vergi idaresi elindeki kamu gücü ile istediği veriye kolaylıkla ulaşıyor ve bu iki veri seti birbirine yakınsamayabiliyor. Üstelik, MİHENK ile birlikte bu fark daha da belirgin hale gelecek.

Meseleyi basit bir örnekle anlatmak mümkün. Türkiye’deki bir şirketin ilişkili şirketine belirli bir ürün sattığını düşünelim.

Şirket, transfer fiyatlandırması raporunu hazırlarken kendi iç emsali bulunmadığı için uluslararası bir veri tabanına başvuruyor. Türkiye’den yeterli karşılaştırılabilir şirket çıkmadığı için arama Avrupa ülkelerine genişletiliyor.

Sonunda Türkiye, Polonya, Romanya, Çekya ve birkaç başka ülkeden şirketlerin bulunduğu bir emsal seti oluşturuluyor.

Fonksiyon farklılıkları inceleniyor, bazı şirketler eleniyor, belki çeşitli düzeltmeler yapılıyor ve belirli bir emsal aralık hesaplanıyor.

Şirket de fiyatlandırması dokümantasyonunu bu çalışmaya göre hazırlıyor ve savunuyor.

Vergi incelemesine gelindiğinde ise İdare, MİHENK üzerinden aynı veya benzer ürüne ilişkin Türkiye’de gerçekten gerçekleşmiş işlemleri görebiliyor.

Hatta VDK’nın açıkladığı sistem mimarisi, verilerin bölgesel, sektörel ve ölçek bazında sınıflandırılmasına imkân verecek şekilde tasarlanmış durumda.

Böyle bir durumda iki tarafın elindeki veri kalitesi doğal olarak farklılaşabilir.

Burada İdarenin daha güçlü veriye sahip olması tek başına eleştirilecek bir durum değil. Aksine, vergi idaresinin teknolojiyi kullanarak daha doğru risk analizi yapması son derece olumlu. Bununla birlikte, mükelleften doğru emsal fiyatı bulmasını isterken; doğru emsale ulaşmasını sağlayabilecek en kapsamlı veri setine erişmesine izin vermemek birçok açıdan doğru olmaz diye düşünüyorum.

Öte yandan, emsal araştırmasının maliyetini yalnızca veri tabanı aboneliği olarak düşünmemek gerekir.

Şirketin finans ve vergi ekiplerinin harcadığı zaman, danışmanlık maliyetleri, emsal şirketlerin tek tek incelenmesi, yıllık güncellemeler, fonksiyon analizleri ve gerektiğinde ekonomik düzeltmeler de bu maliyetin bir parçası.

Daha önemlisi, bütün bu çalışma yapılmasına rağmen inceleme sırasında farklı bir emsal setinin kullanılması halinde aynı süreç ikinci kez başlıyor.

Bu defa şirket kendi emsallerini savunmaya, İdarenin emsallerini anlamaya ve iki veri seti arasındaki farkların nedenlerini açıklamaya çalışıyor.

Sonrasında konu tarhiyat, uzlaşma veya vergi davasına dönüşebiliyor.

Vergi müfettişinin zamanı, vergi idaresinin kaynakları, vergi mahkemelerinin iş yükü aynı ihtilafın maliyetine ekleniyor.

OECD’nin son yıllarda transfer fiyatlandırmasında sadeleştirme üzerinde bu kadar fazla durmasının sebeplerinden biri de bu. Bu yönüyle, MİHENK projesinin Türkiye açısından çok önemli fırsatlar sunduğunu düşünüyorum.

Ama bunun için sistemi yalnızca “daha güçlü denetim” aracı olarak değil, aynı zamanda “daha kolay doğru fiyatlandırma” aracı olarak görmek gerekiyor.

Gizli emsal meselesi aynı zamanda hukuki bir sorun

Konunun bir de hukuki boyutu var.

Vergi idaresinin başka mükelleflerden elde ettiği bilgileri doğrudan açıklayamaması son derece doğal. Vergi mahremiyeti korunması gereken temel bir ilke. Dolayısıyla hiçbir mükellefin başka bir şirketin fatura bilgilerine, müşteri listesine, alış veya satış fiyatlarına doğrudan ulaşmasından söz etmiyorum.

Ancak diğer taraftan, mükellefin erişemediği bilgilerin doğrudan bir transfer fiyatlandırması düzeltmesinin dayanağı haline gelmesi de sorun yaratıyor.

Bu konu uluslararası transfer fiyatlandırması literatüründe uzun süredir “secret comparables – gizli emsaller” başlığı altında tartışılıyor.

OECD Transfer Fiyatlandırması Rehberi bu konuda oldukça önemli bir yaklaşım benimsiyor.

OECD’ye göre vergi idaresinin diğer mükelleflerin incelemelerinden veya başka kaynaklardan elde ettiği ve mükellefe açıklanamayan bilgiler bulunabilir. Ancak bu tür verilerin, mükellefe kendi görüşünü savunabileceği ve yargısal denetimin etkin şekilde yapılabileceği ölçüde açıklanmadan bir transfer fiyatlandırması düzeltmesinin dayanağı yapılması adil olmayacaktır. OECD ayrıca hem mükellefin hem de vergi idaresinin kullandığı emsallerin güvenilirliğinin karşı tarafça değerlendirilebilmesine imkân verecek ölçüde bilgi paylaşılmasını iyi uygulama olarak görüyor.

MİHENK projesi mükelleflerin de kullanımına açılırsa, mükellefin, hangi işlemlerin karşılaştırıldığını, hangi kriterlerin kullanıldığını, hangi dönemlerin dikkate alındığını, hangi işlemlerin veri setinden çıkarıldığını, coğrafi farklılıkların nasıl ele alındığını ve  şlem hacmi ve sözleşme koşullarının nasıl değerlendirildiğini makul ölçüde anlayabilmesi sağlanır ve bu durum birçok potansiyel hukuki ihtilafı da baştan engellemiş olur.

Aksi halde “MİHENK’e göre emsal fiyat budur” şeklindeki bir sonuç, teknik olarak çok güçlü bir veri analizine dayanmasına rağmen hukuken tartışmalı hale gelebilir.

MİHENK’in gösterdiği fiyat her zaman “emsal fiyat” olmayabilir

Burada bir başka hususun da altını çizmek gerekiyor. Transfer fiyatlandırması yalnızca fiyat karşılaştırması değildir.

Aynı ürünün iki farklı şirkete farklı fiyatla satılması her zaman transfer fiyatlandırması problemi olduğu anlamına gelmez. Satış miktarı farklı olabilir, teslim süresi farklı olabilir, vadeler farklı olabilir, tarafların üstlendiği riskler farklı olabilir, bir müşteri garanti veya satış sonrası hizmet alırken diğeri almıyor olabilir, coğrafi pazar, rekabet koşulları, döviz riski veya sözleşme süresi farklı olabilir.

Bu nedenle MİHENK’in en büyük gücü olan geniş veri seti aynı zamanda dikkatli kullanılmasını gerektiren yönüdür. Binlerce işlemi karşılaştırabilmek büyük bir avantajdır; fakat karşılaştırılan işlemlerin gerçekten karşılaştırılabilir olup olmadığı transfer fiyatlandırmasının temel meselesi olmaya devam edecektir.

Bu nedenle sistemin mükelleflere açılması yalnızca şirketlerin işini kolaylaştırmaz. Aynı zamanda sistemin ürettiği sonuçların piyasa tarafından test edilmesini sağlar.

Mükellefler kendi işlemlerindeki farklılıkları açıklayabilir, veri gruplamalarındaki sorunlar görülebilir ve zaman içinde daha kaliteli bir emsal altyapısı oluşabilir.

Vergi mahremiyetini ihlal etmeden bu yapılabilir mi?

MİHENK’in mükelleflere açılması denildiğinde akla başka mükelleflerin ham verilerinin paylaşılması gelmemeli.

Böyle bir şey zaten doğru olmaz.

Bunun yerine anonimleştirilmiş ve toplulaştırılmış bir yapı kurulabilir.

Örneğin kullanıcı, ürün veya hizmet türünü, sektörü, bölgeyi, işlem hacmini, dönemi,

şirket ölçeğini vb. belirli kriterlerle seçebilir.

Sistem de yeterli sayıda bağımsız işlem bulunduğunda tek tek şirket veya işlem göstermeden, medyan fiyat, belirli yüzdelik dilimler, fiyat aralıkları, kâr marjı aralıkları, gözlem sayısı gibi toplulaştırılmış sonuçlar verebilir.

Belirli sayının altında gözlem bulunan sorgularda sonuç üretilmeyebilir. Çok özel ürün grupları daha geniş kategoriler altında birleştirilebilir. Mükellefin veya karşılaştırılan şirketlerin kimliğini ortaya çıkarabilecek alanlar tamamen kapatılabilir.

Böyle bir model vergi mahremiyeti ile şeffaflık arasında makul bir denge kurabilir.

Nitekim sorun sadece Türkiye’ye özgü de değil. IMF, OECD, Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası’nın birlikte hazırladığı karşılaştırılabilir veri çalışmasında da vergi idarelerinin elindeki beyanname ve gümrük bilgilerinin birçok ülkede en kapsamlı yerel emsal kaynağı olduğu, ancak vergi mahremiyeti nedeniyle bu verilere mükelleflerin erişemediği özellikle belirtiliyor. Aynı çalışma, karşılaştırılabilir veriye erişimin çoğu zaman ticari veri tabanı lisansı satın alınmasını gerektirdiğine de dikkat çekiyor.

Türkiye’nin farkı, bugün MİHENK sayesinde bu soruna kendi teknolojik çözümünü üretme imkânına sahip olması.

Böyle bir açılım ne kazandırır?

Bence ilk ve en önemli fayda gönüllü uyum olur.

Şirket, ilişkili kişi işlemini yapmadan önce Türkiye’deki gerçek piyasa verilerine dayalı bir aralığı görebilirse fiyatını daha baştan doğru belirlemeye çalışır.

Vergi incelemesi yıllar sonra geldiğinde emsal tartışmasına başlamak yerine, doğru fiyatlama işlem tarihinde yapılmış olur.

İkinci fayda uyum maliyetinin azalmasıdır.

Her şirketin aynı sektör ve aynı işlemler için ayrı ayrı yabancı veri tabanı satın alması veya her yıl baştan emsal araştırması yapması yerine, güvenilir bir yurtiçi referans kaynağına erişim mümkün olabilir.

Elbette bu veri her işlemde tek başına yeterli olmayacaktır. Bazı karmaşık işlemlerde yine ayrıntılı ekonomik analiz gerekir.

Ancak standart işlemlerde önemli ölçüde kolaylık sağlayabilir.

Üçüncü fayda inceleme sürelerinin kısalmasıdır.

Mükellef ve İdare tamamen farklı emsal kümeleriyle incelemeye başladığında önce hangi veri setinin doğru olduğu tartışılıyor.

Aynı temel veri havuzuna erişildiğinde tartışma “hangi veri tabanı doğru?” sorusundan çıkar ve gerçekten önemli olan noktaya, yani işlemlerin karşılaştırılabilir olup olmadığına yönelir.

Dördüncü fayda vergi uyuşmazlıklarının azalmasıdır.

Özellikle transfer fiyatlandırması davalarında emsal seçimi ve karşılaştırılabilirlik tartışması dosyanın en önemli bölümlerinden birini oluşturabiliyor.

Tarafların ortak bir veri altyapısından hareket etmesi, her uyuşmazlığı ortadan kaldırmaz.

Ama ihtilaf alanını ciddi biçimde daraltabilir.

Beşinci fayda ise hukuki öngörülebilirliktir.

Şirketlerin vergi riskini yalnızca işlemden yıllar sonra yapılan incelemede öğrenmesi yerine, işlem sırasında yaklaşık olarak görebildiği bir sisteme geçmek yatırım kararları ve şirketlerin vergi risk yönetimi açısından da faydalı olur.

Özellikle çok uluslu şirketler açısından transfer fiyatlandırması belirsizliği yalnızca vergi tutarından ibaret değildir. Çifte vergilendirme riski, karşılıklı anlaşma süreçleri, karşılık ayrılması, denetim maliyeti ve uzun süren uyuşmazlıklar da yatırım ortamını etkileyen unsurlardır.

Sonuç Yerine

MİHENK’in geliştirilmesini transfer fiyatlandırması ve vergi denetimi açısından gerçekten önemli buluyorum.

Vergi idaresinin milyonlarca gerçek işlemden oluşan veri setini yapay zekâ ve büyük veri teknolojileri kullanarak analiz edebilmesi, bundan birkaç yıl önce teknik olarak mümkün olmayan bir denetim kapasitesi yaratıyor.

Ancak bundan sonraki adımın yalnızca daha fazla mükellefi daha hızlı analiz etmek olmaması gerektiğini düşünüyorum.

Aynı teknoloji mükellefin doğru vergiyi daha baştan ödemesine de yardımcı olabilir.

Bugün transfer fiyatlandırmasında şirketler önemli maliyetlere katlanarak emsal arıyor. Çoğu zaman yabancı ve sınırlı veri kullanıyorlar. İdare ise Türkiye’deki gerçek işlemlerden oluşan çok daha geniş bir veri havuzuna sahip.

Bu iki dünyanın birbirinden tamamen ayrı kalması bana göre sürdürülebilir değil.

Elbette vergi mahremiyeti vazgeçilmezdir.

Ancak mahremiyet ile anonimleştirilmiş istatistiki verinin paylaşılması aynı şey değildir.

Doğru tasarlanmış bir sistemle mükelleflerin başka şirketlerin ticari sırlarına ulaşması engellenirken, piyasadaki makul fiyat ve kârlılık aralıklarına ulaşması mümkün hale getirilebilir.

Bu nedenle MİHENK’in yalnızca İdarenin değil, uygun sınırlar ve vergi mahremiyetini koruyacak teknik önlemler çerçevesinde mükellefin de kullanımına açılması gerektiğini düşünüyorum.

Ceyhun DENİZ