- 2025 Küresel Bankacılık Sektörü Değerlendirmesi-Finansal Panorama,
2025 yılı küresel bankacılık sektörünün de önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiği bir yıl oldu. Pandemiden sonraki dönemde gelişen yeni normal, yüksek faiz ortamı ve jeopolitik belirsizlikler, bankaların geleneksel iş modellerini yeniden şekillendiriyor. Bu gelişmeler sektörde “yeni normal” olarak adlandırılan daha temkinli, daha dijital ve daha dayanıklı bir yapının oluşmasına yol açıyor.
2025 yılında küresel bankacılık sektörü toplam aktif büyüklüğü 190 ilâ 205 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bununla birlikte gölge bankacılık denilen banka dışı tröst şirketleri, hedge fonlar, sigorta şirketleri, yatırım fonları ve diğer banka dışı finansal kuruluşları kapsayan sektörün toplam varlıklarının 2024 yılında 256,8 trilyon dolara ulaştığı tahmin edilmiştir. Sektörün toplam büyüklüğünün toplam finansal sektörün %51’ine ulaşması ise gölge bankacılık tarafındaki hızlı büyümeyi gözler önüne sermiş ve regülatif kaygıları daha da artırmıştır. McKinsey’nin Global Banking Review 2025 raporuna göre, küresel bankalar 2024 yılında 1,2 trilyon dolar net gelir elde etti ve ROE %10’un üzerine çıktı. 2025 yılında da küresel bankacılık sektörünün benzer tutarda 1,2 trilyon dolar biraz üzerinde kârlılık göstermesi beklenmektedir. Bu performansın ana nedeni yüksek faizlerin getirdiği güçlü net faiz marjı ve hacim artışıydı. S&P Global Ratings tarafından hazırlanan raporlarda 2025 yılı için Global ROE beklentisinin %10,5-12,0’a ulaşabileceği tahmin edilmiştir. Avrupa bankaları için %9-11; ABD Büyük Bankaları için %10+ ve Türkiye Bankacılık Sektörü içinse %25+ gerçekleşmesi beklenmektedir. 2026’da ise küresel ROE’nin %13 seviyesine yükselebileceği tahmin edilmektedir. 2025 yılında birçok gelişmiş ülkede fiyat artışları ılımlı seyretmiş ve ortalama küresel enflasyonun %4 seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Söz konusu seviyeler ise ROE üzerinden yurtdışı bankacılık sistemi açısından özkaynakların enflasyon karşısında korunması ve yatırım cazibesi açısından önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu manada Türk Bankacılık Sektörü (TBS) her ne kadar özkaynak karlılığı bakımından global bankacılık sektörüne göre daha karlı görünse de 2025 yılında gerçekleşmesi beklenen %30-35 TÜFE enflasyon ortamında özkaynaklarda yaşanan erime (Tahmini ROE üzerinden %5-10 özkaynak erimesi) sebebiyle küresel yatırım ölçeğinde ihtiyatla yaklaşılan ve durağan algılanan bir yapı arz etmiştir. Burada özellikle Türk Bankacılık Sektörünün güçlü özkaynak yapısının ve likidite düzeyinin korunmasına dönük Basel düzenlemelerine tam uyum durumunun (risk iştahının daha düşük; risk algısının daha yüksek olmasından) da bankaların özkaynakları üzerinden daha yüksek oranlı bir özkaynak karlılığı oluşumunu bir nebze azalttığı da değerlendirilebilir.
Diğer yandan IMF ve Finansal İstikrar Kurulu da yukarıdaki analizi destekler nitelikte, Basel standartlarının ülkeler arasında farklı hızlarda uygulanmasının özellikle uluslararası faaliyet gösteren bankalar için “dengesizlik” yarattığına dikkat çekiyor. Bu manada 2025 yılında BDDK’nın Basın Açıklamasında da değindiği gibi Türk Bankacılık Mevzuatının Basel Standartlarına Uyumlu Bulunmasına İlişkin Rapor (RCAP) bulgularına göre Türk bankacılık mevzuatı Basel düzenlemelerine tam uyumlu bulunurken, İsviçre, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri gibi ülke bankacılık düzenlemeleri tam uyumlu bulunmamıştır. Bununla birlikte Rapor’un bir diğer önemli çıktısı da Uzakdoğu (Çin) ve Arjantin gibi bazı Güney Amerika ülke bankacılık düzenlemelerinin Basel düzenlemelerine tam uyumlu bulunmasıdır. Bu manada özellikle pandemi sonrası durgunluk, likidite ve yaşanan yapısal sorunların Türk Bankacılık sektörüne yansımasının kısıtlı kalmasında bu düzenlemelere uyum durumunun önemli katkısı olduğu değerlendirilmektedir.
Bu manada, Küresel Bankacılık Sektörü 2025 yılında 1,2 trilyon USD net kâr beklerken, Ekim 2025 sonu itibarıyla 44,1 trilyon TL (Yaklaşık 1 trilyon USD/Küresel Bankacılık Sektörü Aktiflerinin Yüzde 0,5’i)) aktif büyüklüğüne ulaşan TBS net karının 2025 yılsonunda 750 milyar TL/yaklaşık 17-19 milyar dolar seviyesine ulaşarak 2025 yılını %50’nin üzerinde net kâr artışıyla kapatması, özkaynak kârlılığının (%26-29 bandı) bir miktar beklenen enflasyonun (2025: %31,2) altında kalması dolayısıyla TBS’deki banka özkaynaklarının enflasyon karşısında erime sürecinin bir miktar devam edeceği öngörülmektedir. Bu süreçte kamu bankalarının özkaynak karlılığında artış beklenirken, yerli özel ve yabancı bankaların özkaynak karlılığında ise özellikle takipteki kredi portföyü ve faaliyet giderlerindeki artış kaynaklı bir miktar gerileme beklense de özellikle yabancı bankaların özkaynak karlılığının Türk Bankacılık Sektörü özkaynak karlılık beklentilerinin üzerindeki yapısını korumaya devam etmesi beklenmektedir. Bununla birlikte küresel bankacılık sektörü aktif karlılığının (ROA) 2025 yılında %1,5-2 civarında gerçekleşmesi, söz konusu rasyonun TBS’de %2,9-3,2 seviyesinde gerçekleşebileceği beklenirken söz konusu rasyo da Türk Bankalarının aktif kârlılığının küresel ortalamanın üzerinde olması açısından olumlu görülmelidir.
Bununla birlikte Türk Bankalarının dünyanın ilk 500 bankası listesinde değer sıralamasında artan değeri de yatırımcı fırsatları açısından önemli bir göstergedir.
- Dünyanın en değerli 500 bankası 2025 listesinde Türkiye de var
Dünyanın en değerli 500 bankası sıralamasında, Çinli bankalar ilk dört sırada yer alırken, Türkiye’den altı banka listeye girmeyi başardı. Brand Finance’in “Banking 500 – 2025” raporuna göre, Çin bankaları küresel bankacılık sektöründe liderliğini sürdürüyor. Industrial and Commercial Bank of China (ICBC), yaklaşık 79,1 milyar dolarlık marka değeriyle üst üste üçüncü kez dünyanın en değerli bankası unvanını korudu.
ICBC’yi, 78,4 milyar dolarlık marka değeriyle China Construction Bank takip etti. Üçüncü sırada 70,2 milyar dolarla Agricultural Bank of China, dördüncü sırada ise 63,8 milyar dolarla Bank of China yer aldı. Bu sonuçlar, Çin bankalarının küresel finans sektöründeki etkisini bir kez daha gözler önüne serdi. Amerikalı bankalar da listede önemli pozisyonlara sahip. Bank of America, 45 milyar dolarlık marka değeriyle beşinci sırada yer alırken, Chase 44,2 milyar dolarla altıncı sırada konumlandı. Wells Fargo 36 milyar dolarla yedinci, Citi 35,7 milyar dolarla sekizinci ve JP Morgan 32,4 milyar dolarla dokuzuncu sırada bulunuyor. Bu veriler, ABD bankalarının küresel finans piyasasındaki güçlü varlığını göstermekte.
Türkiye’den altı banka, dünyanın en değerli 500 bankası listesine girerek dikkat çekti. İş Bankası, 1,2 milyar dolarlık marka değeriyle 196’ncı sıraya yükseldi ve Türkiye’nin en değerli bankası unvanını korudu. Ziraat Bankası 875 milyon dolarla 230’uncu, Garanti BBVA 721 milyon dolarla 256’ncı, Vakıfbank 386 milyon dolarla 360’ıncı, Akbank 345 milyon dolarla 376’ncı ve Yapı Kredi 308 milyon dolarla 403’üncü sırada yer aldı. Bu yükselişler, Türk bankacılık sektörünün uluslararası alandaki rekabet gücünü artırdığını göstermektedir.
3- Küresel Bankacılık Sektöründeki Trendler ve Türk Bankacılık Sektörü- Dijital Dönüşüm, Yapay Zekâ, Yeşil Finans, Dijital Vicdan ve 2026 Beklentileri
2025’te her ne kadar daha temkinli tahminler yapılmış olsa da küresel ekonomik büyümenin IMF-OECD tahminlemeleri olan %3-3,2 seviyesinde gerçekleşerek uzun dönemli ortalamaların altında kalacağı ancak çok da sert bir durgunluğa işaret etmediğini göstermektedir. Küresel enflasyonist sürecin de etkisiyle oluşan yüksek faiz ortamı kredi arzını sınırlarken, kredi kalitesinde de bozulmalar yaşanmıştır. 2025’te piyasa ve fonlama riskleri, kredi kalitesindeki bozulma ve artan kredi riski, jeopolitik ve makro-finansal belirsizlikler gölge bankacılık (NBFI) bağlantılarının artması hedge fon ve dış borçlanma kanallarının bankalarla güçlü etkileşimi bankalar dışındaki bir şokun doğrudan banka bilançolarına yansıma riskini artırsa da 2025 yılında küresel düzeyde büyük bir bankacılık krizi yaşanmamış ancak ticaret tarife savaşlarına ve Rusya özelinde bankacılık kısıtlamalarına sahne olmuştur. Buna mukabil 2025 yılı, iklim risklerinin hızla büyüdüğü, kripto varlıklarda ise ciddi bir “düzenleme boşluğu” bulunduğunu da bize gösteren bir yıl oldu. Aşırı kuraklık ve su sorunu, iklim krizi ve düzenlemeleri, bölgesel savaşların küresel tehdide dönüştüğü bir yıl olması açısından 2025 yılı pek çok riskin realize olduğu ancak yeni küresel risklerin de eklemlendiği bir yıl olması açısından önemli bir yıl olmuştur.
Brand Finance Türkiye Direktörü Muhterem İlgüner, bankaların marka değerlerindeki artışın dört temel eğilime bağlı olduğunu belirtti: regülasyon, dijital inovasyon, ücrete dayalı faiz oranlarına yöneliş ve markalaşma. Özellikle dijital bankacılık ve finansal teknolojiler alanındaki yatırımların geri dönüşünün hızlandığına dikkat çeken İlgüner, İngiltere merkezli Revolut’un yüzde 795’lik artışla küresel anlamda marka değerini en çok artıran finans kuruluşu olduğunu vurguladı. Bu eğilimler, bankaların gelecekteki stratejilerini şekillendirmede önemli rol oynayacak. Çinli bankaların yüksek marka değerleri, ülkenin hızlı ekonomik büyümesi ve genişleyen iç pazarından kaynaklanmaktadır. Ayrıca, devlet destekli projeler ve uluslararası genişleme stratejileri de bu bankaların değerini artırmaktadır.
Türk bankalarının uluslararası sıralamada yükselmesi, Türkiye’nin bankacılık sektörünün rekabet gücünün arttığını ve uluslararası alanda daha fazla tanındığını göstermektedir. Bu durum, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisini de olumlu yönde etkileyebilir.
Dijitalleşme ve Yapay Zeka uygulamaları Sektörü Yeniden Şekillendiriyor
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de dijital bankacılık hızla gelişiyor. Verilere göre 2025 yılında aktif dijital bankacılık müşteri sayısı geçen yıla göre yaklaşık 7 milyon kişi daha artarak yaklaşık 126 milyon kişiye ulaşırken bunların yaklaşık 5 milyonu kurumsal müşteri. 2026’da yeni lisans alan ya da mevcut lisansları ile faaliyete geçen dijital banka sayılarının da artışına bağlı olarak dijital müşteri sayısının 130 milyonu aşacağı beklenmektedir. 126 milyon dijital müşterinin yaklaşık 119 milyonu sadece mobil bankacılık kanalını kullanırken, sadece internet bankacılığı kullanan müşteri sayısı 1,1 milyon kişi civarındadır. Geri kalan yaklaşık 7 milyon kişi ise her iki kanalı da kullanmaktadır. Dijital bankacılık kanallarını erkekler (77,7 milyon/%66) kadınlara (43,3 milyon/%34)) göre daha fazla kullanmakta olup bunun finansal okuryazarlık ve kadınların işgücüne katılımı hususunda da önemli ipuçları verdiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, 2026 yılında dijitalde mobil bankacılık kanallarının bankacılık işlemlerindeki baskın özelliğini koruyacağı değerlendirilmektedir.
Bu verilerde gösteriyor ki, Bankalar, finansal sistemin istikrarını korurken aynı zamanda müşterilerinin değişen ihtiyaçlarına yanıt verebilmek için sürekli bir dönüşüm baskısı altında. Günümüzde yalnızca finansal aracılık görevini yerine getirmek yeterli değil, bankaların dijitalleşen müşteri deneyimini yönetmesi, sürdürülebilirlik ilkelerini iş modeline entegre etmesi ve yüksek belirsizlik dönemlerinde stratejik çevikliğini koruması da gerekiyor. Rekabet faiz oranları veya ürün çeşitliliğinin yanı sıra finansal teknolojiye uyum, veri yönetimi, yeşil finansman kapasitesi ve riskleri öngörme kabiliyeti üzerinden de tanımlanıyor. Önümüzdeki dönemde de dijital çeviklik Türk bankacılığının rekabet gücünü belirleyecek unsuların başında gelecek.
Dolayısıyla, Bankalar müşteri edinme maliyetlerinin düşmesi ve işlem süreçlerinin hızlanması nedeniyle: Platform bazlı hizmetlere, API tabanlı ödeme altyapılarına, Açık Bankacılık uygulamalarına yoğun şekilde yatırım yapıyor. Bu dönüşüm verimliliği artırsa da siber güvenlik, operasyonel dayanıklılık ve regülasyon uyumu açısından yeni riskler yaratıyor, bir diğer ifadeyle dijitalleşen riskler oluşturuyor. Türkiye’de 2025 yılı itibarıyla dijital banka lisansı sahibi banka sayısı 5’e çıkarken, 67 bankanın 5 tanesi bu lisansı almıştır. Özellikle Ziraat Dinamik gibi bankaların 2025’te faaliyete geçmesiyle 2026 yılında dijital kanallardan sunulan hizmetlerin daha da artacağı değerlendirilmektedir. Dünyada ise dijital banka sayısı 350 civarında olup, İngiltere merkezli Revolut’un yüzde 795’lik artışla küresel anlamda marka değerini en çok artıran finans kuruluşu olduğu ifade edilmektedir. Yine Starling Bank (Birleşik Krallık), Monzo (Birleşik Krallık), Chime, Varo, Ally Digital (ABD), WeBank, MYbank (Çin) gibi dijital bankaların dünya çapındaki etkinliğinin ve müşteri sayılarının daha da artması beklenmektedir.
Küresel ölçekte kartların yeniden karılmasına sebep olan yapay zekâ uygulamalarının bankacılık sektöründe de kullanılmaya başlanmasıyla küresel ölçekte AI in Banking pazarının 16 milyar dolara ulaştığı tahmin edilmekte, 2030 yılına kadar da bu rakamın 140 milyar doları aşması beklenmektedir.
2026’ya girerken hem küresel hem de yerel bankacılık sektörü için temel gündem maddeleri şunlar olacak (DD-AI-GR):
Dijital Transformation (Dijital Dönüşüm) hızlanması sermaye ve likidite tamponlarının güçlendirilmesi, kredi kalitesinin dikkatle izlenmesi, siber güvenlik ve operasyonel dayanıklılık, uluslararası standartlarla uyum, müşteri deneyiminde teknolojik rekabet gibi kavramsal perspektifte bankacılık sektörü, tüm bu dinamikler ışığında daha temkinli ama daha yenilikçi bir döneme doğru ilerliyor.
2026 yılında küresel ölçekte ılımlı faiz indirimlerine paralel olarak, kredi kalitesinin korunacağı, ılımlı ekonomik büyümenin destekleneceği ancak genel ekonomik görünümün durağan olarak devam etmesi beklenmektedir.
AI tabanlı uygulamaların bankacılık operasyonlarının merkezine yerleşmesi, ödeme sistemlerinin arka planda tamamen görünmez aşamaya gelmesi beklenirken, jeopolitik belirsizliklerin özellikle kredi ve güven ortamı açısından sarsıcı etkileri olabileceği değerlendirilmektedir. Buna mukabil, 2026 yılının regülatif uyumlu ve risk yönetimine odaklı bir yıl olması beklenmektedir. 2026 yılında düşen enflasyon oranlarının yanında dijitalleşen uygulamalar sayesinde düşen faaliyet giderlerinin de etkisiyle net faiz marjlarının daha da iyileşmesi beklenebilir.
Dolayısıyla 2026 yılının küresel ölçekte ve Türk Bankacılık sektörü açısından, dengeli büyüme göstereceği, TBS’nin güçlü sermaye yapısının korunacağı ancak bir miktar takip risklerinin realize olacağı (TDO; %3,4’e yükselmesi beklenmekte), yüksek maliyet ve risk primiyle olsa da döviz piyasalarından ve yurtdışı borçlanma kanallarından fonlama imkanlarının süreceği değerlendirilmektedir.
Green Finance (Yeşil Finans) imkânlarının 15 yıl gibi kısa sürede 2 milyar dolardan 2025’te 6 trilyon USD’a ulaştığı, daha fazla önem kazanacağı ve sürdürülebilir temalı fonların finans piyasalarında öncelikleneceği bir döneme girileceği değerlendirilmektedir. Sadece yıllık yeşil tahvil hacminin küresel ölçekte 1 trilyon USD’ı aştığı tahmin edilmektedir. 2026’da da hacim liderliği elinde bulunan AB ülkelerinin yeşil finans tarafına daha fazla ilgi göstereceği, ABD ve Çin tarafındaki hacmin Avrupa’ya göre daha sınırlı kalmakla birlikte gelişeceğini öngörmekteyiz. Türkiye’deki yeşil finans hacmi yaklaşık 4,2 milyar USD olup, söz konusu hacmin 3 milyar USD’ı tahvillerden, 1,2 milyar USD’ı kredilerden kaynaklı olup, BDDK, SPK gibi denetim otoritelerinin yeşil varlık oranı gibi kavramlar çerçevesinde oransal zorunlulukların getirilmesiyle söz konusu hacmin daha da artacağı öngörülmektedir.
2026 yılı için küresel bankacılık sektörünün “durağan” büyüyeceği, jeopolitik belirsizliklerin gölgesinde ılımlı ancak istikrarlı küresel büyümenin devam edeceği, politika faizlerinin düşük seviyelerinin varlık kalitesine olumlu yansıyacağı değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, 2026 yılının bankacılık sektörü için jeopolitik risklerin gölgesinde dengeli ama istikrarlı, enflasyonist ama kârlı, yapay zekâ çözümleriyle entegre dijitalleşmiş ve sürdürülebilir finans ürünlerinin altın yılı olması beklenmektedir. Dezenflasyonist sürecin Türk Bankacılık sektörünün güçlü sermaye yapısına katkısıyla da sektöre olan ilginin devam edeceği ancak özellikle dijital bankacılık kanallarının genişleyeceği, yeşil finans, yapay zekâ destekli sürecin daha da baskın hâle gelmesi beklenmektedir. Tabii ki fırsatları değerlendiren ve dijitalleşen riskleri yöneten bankacılık sektörü oyuncuları için.
Bir Hatırlatma; 2025 yılında TDK’nın yaptığı oylama sonucunda “Dijital Vicdan” kavramı yılın kelimesi seçildi. Bu manada, insanlığın yeni bir vicdan aradığı 2025’in bu son günlerinde iktisadın da multidisipliner bir disiplin olduğu, felfesi ve ahlâki bir temeli olduğu ve içinde vicdan barındırdığını da unutmadan…
2026 yılının kazançlı ama vicdanlı bir yıl olması dileğimle… Mutlu Seneler…
Ali Galip YÜKSELTMEK
LinkedIn
