Tema Grup

GELİŞİM VE DAYANIKLILIK YOLUNDA TÜRK ŞİRKETLERİ: KURUMSALLAŞMA, REKABET VE DANIŞMANLIK İHTİYACI

Türkiye ekonomisinin temel dinamiğini şirketler oluşturuyor. Ancak kurulan şirketlerin önemli bir bölümü birkaç yıl içinde kapanıyor, uzun ömürlü olanların sayısı sınırlı kalıyor. Kurumsallaşma eksiklikleri, kısa vadeli finansman anlayışı, teknolojiye geçişte yavaşlık ve dış hizmet/ danışmanlığa mesafeli yaklaşım, Türk şirketlerinin küresel ölçekte büyümesinin önündeki en büyük engellerden biri. Bu makalede Türkiye’deki şirketlerin yapısı, güçlü ve zayıf yönleri, dünyadaki örneklerle karşılaştırmalı bir değerlendirme ve geleceğe dair öneriler ele alınacaktır.   Türkiye’de Şirketlerin Genel Görünümü Türkiye’de 2 milyondan fazla aktif şirket Her yıl ortalama 100-110 bin yeni şirket kuruluyor, ancak 40-50 bin şirket kapanıyor. Ortalama yaşam süresi 7-8 yıl, gelişmiş ülkelerde ise bu süre 15-20 yıl. Şirketlerin %95’i KOBİ ölçeğinde; büyük ölçekli ve çok uluslu şirketlerin oranı oldukça düşük. Kurumsallaşma ve Aile Şirketleri Türkiye’de şirketlerin %90’ı aile şirketi niteliğinde. %30’u ikinci kuşağa, sadece %10’u üçüncü kuşağa aktarılabiliyor. Yönetimde profesyonelleşmeye direniş, kararların kişiselleşmesi, aile içi çatışmalar uzun vadeli büyümeyi sınırlandırıyor. İhracat ve Küresel Rekabet Türkiye’nin ihracatı 250 milyar dolar seviyelerine ulaşsa da, dünya ticaretinden aldığı pay %1 civarında. Güçlü olunan sektörler: otomotiv, beyaz eşya, tekstil, savunma Zayıf olunan alanlar: yüksek teknoloji, markalaşma, Ar-Ge yatırımları. Şirketlerin Yaptığı Bariz Hatalar Stratejik planlama eksikliği Finansman yönetiminde aşırı kısa vade odaklılık Profesyonel kadrolara yatırım yapmamak İhracatta düşük fiyat rekabetine saplanmak Dış danışmanlık ve hizmetlere direnç Dayanıksızlığın Temel Nedenleri Finansal Eksiklikler: Sermaye yetersizliği, borçlanmada kısa vadeye bağımlılık Teknik Eksiklikler: Dijitalleşmede geri kalmak, verimliliğin düşük olması Organizasyonel Eksiklikler: Görev ve sorumlulukların belirsizliği İnsan Kaynakları Eksiklikleri: Nitelikli personelin elde tutulamaması Yüksek Teknolojiye Geçişte Engeller Ar-Ge harcamaları milli gelirin %1’i düzeyinde, OECD ortalaması %2,5-3. Üniversite-sanayi işbirliği sınırlı. Risk sermayesi fonları ve girişim sermayesi yeterince gelişmemiş. İnovasyon kültürü zayıf, kısa vadeli kâr odaklılık baskın. Türk Şirketlerinin Dış Hizmet ve Danışmanlığa Mesafesi Türk şirketlerinde danışmanlık, çoğu zaman ekstra maliyet olarak görülüyor. Güven eksikliği, gizlilik endişeleri ve dışarıdan gelecek fikirlere kapalı olma yaygın. Oysa ABD ve Almanya’daki şirketler, her yıl bütçelerinin belirli bir yüzdesini danışmanlık ve dış hizmetlere ayırıyor. Japonya’da şirketler, özellikle süreç iyileştirme (Kaizen), yalın üretim ve kalite yönetimi gibi konularda dış uzman desteğini sistematik olarak kullanıyor. Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye’ye Yansımaları ABD: Stratejik yönetim, teknoloji dönüşümü ve insan kaynakları danışmanlığı yaygın; şirketlerin ölçek büyütmesinde kritik rol oynuyor. Almanya: Sanayi şirketleri, dış Ar-Ge ve mühendislik firmalarıyla ortak çalışarak verimliliği artırıyor. Japonya: ‘Dış destek almak zayıflık değil, verimlilik kaynağıdır’ anlayışı hakim. Türkiye’de bu yaklaşımın gelişmesi için devlet teşvikleri, güven artırıcı standartlar ve başarı hikâyelerinin öne çıkarılması önemli. Türk Şirketleri İçin Tavsiyeler Danışmanlığı maliyet değil yatırım olarak görmek Finansal risk yönetimini profesyonellere bırakmak Dijital dönüşüm ve yapay zekâ gibi alanlarda dış uzmanlarla çalışmak İnsan kaynağı yönetiminde global iyi uygulamaları benimsemek İhracatta marka, tasarım ve pazarlama desteği almak Danışmanlık Kültüründe Türkiye’nin Fotoğrafı Türkiye’de danışmanlık sektörü büyümesine rağmen şirketlerin algısı hâlâ sınırlı. Danışmanlığa başvuran şirketlerin büyük kısmı kriz anında başvuruyor, oysa gelişmiş ülkelerde proaktif şekilde, büyüme ve dönüşüm planlarının bir parçası olarak kullanılıyor. Dış Destek Almada En Büyük Engeller Güven sorunu (bilgilerin paylaşılmasına çekince) ‘Bizim işimizi bizden iyi kimse bilemez’ anlayışı Danışmanlığı maliyet olarak görmek Kısa vadeli düşünce yapısı Dünyadan Örnekler: Danışmanlığın Katma Değeri ABD: Startuplar büyürken mentor, danışman ve yatırımcı üçlüsünü birlikte kullanıyor. Almanya: Orta ölçekli sanayi şirketleri (Mittelstand) dış danışmanlık sayesinde dünyada rekabetçi kalabiliyor. Japonya: Yalın üretim ve sürekli iyileştirme kültürü, dış uzman katkısıyla kurumsallaşmış durumda. Türk Şirketleri İçin Yol Gösterici Öneriler Danışmanlığı ‘ekstra maliyet’ değil, rekabet avantajı yaratan yatırım olarak görmek Devletin, danışmanlık/dış hizmet harcamalarını da teşvik kapsamına alması Şirketlerin ‘mentor – danışman – profesyonel yönetici’ üçlüsünü iş yapış biçimine dahil etmesi Başarı hikâyelerinin görünür kılınarak güven ortamının oluşturulması     Yol Haritası Türk şirketlerinin geleceği, kurumsallaşma, dijitalleşme ve küresel rekabette yüksek katma değerli üretime geçişle belirlenecek. Bunun için dış hizmet ve danışmanlık kültürünü benimsemek, profesyonel yönetimi güçlendirmek ve teknolojiye yatırım yapmak kritik adımlar. Dünya ile rekabette geri kalmamak için, şirketlerimizin kendi iç kaynaklarıyla sınırlı kalmak yerine dışarıdan bilgi, teknoloji ve uzmanlık desteği almaları gerekiyor. Ancak bu şekilde daha uzun ömürlü, daha dirençli ve küresel ligde yer alan Türk şirketleri yaratılabilir.   Ahmet Yiğit Ortak, Finansal Yönetim Hizmetleri LinkedIn  

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

YATIRIM TEŞVİK SİSTEMİDE YENİ DESTEK UNSURU

“MAKİNE DESTEĞİ” 2025/9903 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar ile Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında desteklenen yatırımlar için yeni bir destek unsuru olarak makine desteği öngörülmüştür. Makine desteği yatırımlarını çoğunlukla öz kaynaklarıyla finanse eden yatırımcılar için faiz ve kar payı desteğinin alternatifi olarak getirilen bir destek unsuru olup her iki destek unsurundan aynı anda yararlanılamayacaktır. Bu nedenle yatırımcının ilk kez yatırım teşvik belgesi için başvuru yapması esnasında faiz veya kar payı desteği ile makine desteklerinden hangisini tercih ettiğini bildirmesi gerekmektedir.   Kararın EK-4’ünde yer alan listede bulunan makine ve teçhizat için yurt içinde üretilmiş olması kaydıyla makine desteği sağlanabilir. Kararın Ek-4’nde yer alan makine ve teçhizatlar gümrük vergisi muafiyetinden yararlanamamakta ancak yatırım teşvik belgesine dahil edilebilmektedirler. Ancak Kararın Ek-4’ünde belirtilen makine ve teçhizatın destek ödemesinden yararlanılabilmesi için yeni olması gerekmektedir. Kullanılmış veya yenilenmiş makine ve teçhizata makine desteği kapsamında destek ödemesi yapılmamaktadır.   Makine Desteği Hesaplaması Talep edilmesi halinde, Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında desteklenen yatırımlar için düzenlenen teşvik belgesinin yatırım süresi içinde temin edilen ve diğer masraflar hariç sadece makine ve teçhizatın birim fiyatı 2 Milyon TL ve üzerinde olan makine ve teçhizat bedelinin %25’i yatırımcıya bütçe kaynaklarından ödenebilecektir.   Makine desteğinden sadece Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında desteklenen yatırımların yararlanması söz konusu olup, Sektörel Teşvik Sistemi kapsamında desteklenen yatırımlar makine desteğinden yararlanamayacaktır.   Makine desteğinden sadece faturada yer alan makine ve teçhizatın birim fiyatının 2 Milyon TL ve üzerinde olması durumunda yararlanılabilecek olup, faturada yer alan nakliye, montaj, sigorta vb. masraflar için makine desteği hesaplanmayacaktır. Makine ve teçhizatın birim fiyatının 2 Milyon TL’den fazla olması durumunda bu tutarın %25’i kadar makine desteği hesaplanacaktır.   Örnek: Yatırım teşvik belgesi kapsamında satın alınan makine fiyatının 3 Milyon TL, diğer masraflar nedeniyle fatura tutarının 3,5 Milyon TL olması durumunda makine desteğine konu tutar 3 Milyon TL olacak ve bunun üzerinden 750 Bin TL makine desteğine hak kazanılacaktır.   Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da makine veya teçhizatın birim fiyatının 2 Milyon TL’den fazla olması gerekliliğidir. Bir faturada birden fazla makine veya teçhizatın olması ve toplam tutarın 2 Milyon TL’den fazla olması veya aynı neviden birden fazla makine veya teçhizatın toplam tutarının 2 Milyon TL’den fazla olması durumunda makine desteğinden yararlanılması söz konusu değildir.   Örnek: Faturada 3 adet X makinesinin olması ve toplam makine bedelinin 3 Milyon TL olması durumunda, makinenin birim fiyatının 1 Milyon TL olması nedeniyle makine desteğinden yararlanılamayacaktır.   Örnek: Faturada birim fiyatı 2.5 Milyon TL olan 2 adet X makinesi ve 1 Milyon TL olan 5 adet Y makinesinin bulunması durumunda, X makinesi için makine desteğinden yararlanılabilecek ancak Y makinesi için makine desteğinden yararlanılamayacaktır. Faturada nakliye, montaj, sigorta vb. maliyet unsurlarının bulunması durumunda söz konusu maliyet unsurları makine desteği hesaplamasında dikkate alınmayacaktır.   Makine Desteğinin Azami Tutarı Yatırım teşvik belgesi bazında makine desteğinin azami tutarı; a) Teknoloji Hamlesi Programı ve Yerel Kalkınma Hamlesi Programı kapsamında desteklenmesine karar verilen yatırımlarda sabit yatırım tutarının %15’ini aşmamak kaydıyla 240 Milyon TL, b) Stratejik Hamle Programı kapsamında desteklenmesine karar verilen yatırımlarda sabit yatırım tutarının %15’ini aşmamak kaydıyla 180 Milyon TL’dir.   Örnek: Sabit Yatırım Tutarı: 150 Milyon TL Makine-Teçhizat Tutarı: 100 Milyon TL Sabit Yatırım Tutarının %15’i : 22,5 Milyon TL Makine-Teçhizat Bedelinin %25’i: 25 Milyon TL Yararlanılabilecek Destek Tutarı: 22,5 Milyon TL   Yeni kurulan şirketlerin indirimli kurumlar vergisi vasıtasıyla hak edilen toplam yatırıma katkı payından yararlanmalarının uzun bir süre alabileceği dikkate alınarak, yeni kurulan şirketlerin vergi indirimi desteğinden faydalanmaması şartıyla yararlanabilecekleri makine desteği azami tutarı artırımlı olarak uygulanabilecektir.   Firma tescil tarihi teşvik belgesi düzenlenmesi için yapılan müracaat tarihinden en fazla bir yıl öncesinde olan yatırımcılar, talep etmeleri halinde vergi indirimi desteğinden faydalanmamak kaydıyla Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında desteklenmesine karar verilen komple yeni yatırımlarda sabit yatırım tutarının %20’sini aşmamak kaydıyla 300 milyon TL’ye kadar makine desteğinden yararlanabilecektir.   Yukarıdaki örnekte yer alan yatırımı yeni kurulan bir şirketin yapması durumunda, vergi indirimi desteğinden yararlanmamak koşuluyla, makine desteği azami tutarı sabit yatırım toplamının %20’si olarak uygulanacağından, azami destek tutarı (150 Milyon TL X%20) 30 Milyon TL olacak ve 25 Milyon TL makine desteğinin tamamından yararlanılabilecektir.   Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında yapılacak faiz veya kâr payı desteği ve makine desteği ödemeleri, yatırım harcamasının yapıldığı yılı takip eden yıl Bakanlığa ibraz edilecek yatırım ilerleme raporunda belirtilen yatırım tutarı esas alınarak hesaplanan destek hak ediş tutarı kadar yapılır. Sadece arazi-arsa harcamaları veya diğer harcama kalemlerinden oluşan yatırım ilerleme raporlarına istinaden ödeme yapılmaz.   Yatırım ilerleme raporu, Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında desteklenen yatırımlar için, yatırımcının teşvik belgesine konu yatırım ile ilgili harcamalarını ve yatırım düzeyini gösteren yeminli mali müşavir raporunu ifade etmektedir. Yeminli mali müşavir tarafından düzenlenen yatırım ilerleme raporu, makine desteği için hakediş raporu işlevini görmektedir. Önce fiilen yatırım yapılması ve bir yıl içinde makine yatırımı için ödenen bedelin bir kısmının ertesi sene yatırım ilerleme raporu ile belgelenerek sınırlamalar dahilinde yatırımcıya geri ödenmesi söz konusudur.   Destek hak ediş tutarı, belge kapsamı yatırım ile ilgili kabul edilen sabit yatırım tutarı harcamalarının, faiz veya kâr payı desteği veya makine desteğinin her bir program için belirlenen azami oranı kadarını ifade eder ve belirlenen üst limitlerin üzerinde olamaz.     Örnek: Teknoloji hamlesi programı kapsamında desteklenecek yatırım Toplam Sabit Yatırım Tutarı: 300 Milyon TL Makine-Teçhizat Harcama Tutarı: 260 Milyon TL Destek Hakediş Tutarı: 300 Milyon X %15 = 45 Milyon TL Yatırım ilerleme raporunun her yılın Mart ayı sonuna kadar Bakanlığa ibraz edilmesi gerekmektedir. Bu tarihe kadar ibraz edilemeyen harcamalar takip eden yıllar için hazırlanacak yatırım ilerleme raporu ile ibraz edilebilir. Yatırım ilerleme raporunda yer alan harcamalar her yıl için ayrı ayrı ve toplu olarak belirtilir. Yatırımın durumuna ilişkin görsellere ve değerlendirmelere, yatırımın termin planına uyumuna dair değerlendirmelere ve risk analizine ayrıca yer verilir. Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi Programı kapsamında yapılacak makine desteği ödemelerinin, hak ediş tutarının onaylandığı tarihi takip eden Mart, Haziran veya Eylül aylarında yapılması esastır. Ancak, Hazine nakit dengesi veya diğer zorunlu haller nedeniyle ödeme tarihinde Bakanlıkça değişiklik yapılabilir. Destek hak ediş tutarının faydalanılmayan kısmı, her yıl, bir önceki yıla ilişkin yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılır. Burada bütçe sınırlamaları nedeniyle yapılamayan ödemeler veya henüz… Okumaya devam et YATIRIM TEŞVİK SİSTEMİDE YENİ DESTEK UNSURU

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

EMLAK VERGİSİNDE OMERTA KURALI BOZULUYOR MU?

1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’na göre; Türkiye’de bulunan arazi, arsa ve binalar emlak vergisine tâbidir. Verginin matrahı, aynı Kanun’un 29’uncu maddesinde tanımlanan vergi değeridir. Bu değer, 4 yılda bir arazi ve arsalar için, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin hükümlerine göre takdir komisyonlarınca takdir olunan birim değerlere göre hesaplanmakta; binalar için de bu değere ilaveten her yıl Resmi Gazete’de yayımlanan bina asgari normal inşaat maliyetleri dikkate alınmaktadır. Takdir Komisyonlarınca arsa ve arazi vergisi değerleri tespit edilirken, “Emlak Vergisine Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzük”1 hükümlerine ve takdir yapılacak yıllarda Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan genel tebliğ ya da iç genelgelere uygun hareket edilmesi gerekmektedir.   Değer Tespitinin Dayanağı Arsa ve arazi vergisi için yapılacak değer takdir işlemlerinde, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29’uncu maddesinde yapılan atıf gereği, Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) zirai kazançlar için asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin hükümleri geçerlidir. Bu hükümler adı geçen Kanun’un 72 ve devamı maddelerinde yer almaktadır.   Değer Tespit Süreci Arsa ve arazilere ait takdir komisyonları, asgari ölçüdeki arsa metrekare birim değerlerini gerekçeli olarak tespit edeceklerdir. Büyükşehir belediyesi bulunan illerde takdir komisyonu kararları imza karşılığında merkez komisyonuna verilecek, merkez komisyonu da 15 gün içinde kararları inceleyerek karara bağlayacak ve bu süre içinde ilgili arsa veya arazi komisyonuna durumu bildirecektir.   Merkez komisyonunca onaylanan takdir komisyonu kararları derhal, merkez komisyonunca farklı değer belirlenmesi halinde ise yeniden belirlenerek karara bağlanacak kararlar en geç Haziran ayı sonuna kadar ilgili mercilere imza karşılığında verilecektir.   Kesinleşen asgari ölçüde arsa ve arazi birim değerleri, ilgili belediyelerde ve muhtarlıklarda uygun bir yere asılmak suretiyle tarh ve tahakkukun yapıldığı yılın başından Mayıs ayı sonuna kadar ilân edilecektir.   TAKDİR YAPACAK KOMİSYONLAR Arsalara Ait Takdir Komisyonu Arsalara ait takdir komisyonu, VUK’un 72’nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca; Belediye başkanı veya vekâlet vereceği bir memur (Komisyon Başkanı) İlgili belediyeden yetkili bir memur (emlak vergisi servisinden) Defterdarın, görevlendireceği iki memur Tapu sicil müdürü veya tevkil edeceği bir memur Ticaret odasınca seçilmiş bir üye Organize sanayi bölgesini temsilen bir üye (sadece organize sanayi bölgesindeki arsalara ait takdir işlerinde görev alırlar) İlgili mahalle veya köy muhtarından oluşacaktır.   Arazilere Ait Takdir Komisyonu Arazilere ait takdir komisyonu, VUK’un 72’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca; Vali (Komisyon Başkanı) Defterdar Tarım ve Orman Bakanlığı il müdürü İl merkezlerindeki ticaret odasından seçilmiş bir üye, İl merkezlerindeki ziraat odasından seçilmiş bir üyeden oluşacaktır. Merkez Komisyonu VUK’un Mükerrer 49’uncu maddesinin (b) fıkrasının ikinci bendi hükmüne göre, büyükşehir belediyesi bulunan illerde arsa ve araziye ait takdir komisyonu kararlarını merkez komisyonu inceleyecektir. Bu komisyon da; Vali veya vekâlet vereceği memurun başkanlığında, Defterdar veya vekâlet vereceği memur, Vali tarafından görevlendirilecek tapu sicil müdürü, Ticaret odasınca görevlendirilecek bir üye, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM) Odası’nca görevlendirilecek bir üye, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nce görevlendirilecek bir üyeden, oluşur. Merkez komisyonu kendilerine tebliğ edilen kararları onbeş gün içinde inceler ve inceleme sonucu belirlenen değerleri ilgili takdir komisyonuna geri gönderir. Merkez komisyonunca farklı değer belirlenmesi halinde bu değerler ilgili takdir komisyonlarınca yeniden takdir yapılmak suretiyle dikkate alınır.   TAKDİR KOMİSYONU KARARLARINA KARŞI DAVA AÇILMASI Vergi Usul Kanunu’nun Mükerrer 49’uncu maddesine göre önceden takdir komisyonlarının vergi değeri kararlarına karşı sadece kendilerine karar tebliğ edilen daire, kurum, teşekküller ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları 15 gün içinde dava açabiliyorlar idi. Bu madde, Anayasa Mahkemesi’nce, 13/10/2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2012/89 sayılı Karar ile iptal edilmiştir.2 Böylece daha önce emlak vergisi mükellefleri, emlak vergisi değerine karşı dava açamazken, 13/10/2012 tarihinden itibaren bireysel dava açabilir hale gelmişlerdir. İptalle birlikte özel dava açma süresi de iptal olduğundan 30 günlük genel dava açma süresi geçerli hale gelmiştir. Arsa takdir komisyonu kararlarına karşı açılacak davalarda muhatap, karara iştirak eden belediye olacaktır.   Buna göre; takdir komisyonu kararları aleyhine 30 gün içinde vergi mahkemeleri nezdinde dava açılmamış ise takdir edilen değerler kesinleşecektir. Dava açılmakla birlikte esasa ilişkin bir karar verilmedikçe takdir komisyonu kararlarının uygulanmasına devam edilecektir. Açılan davalar sonucu vergi mahkemelerince takdir komisyonu kararının iptali yolunda karar verilmiş olması halinde; ilgili valilerce Danıştay nezdinde temyiz konusu yapılması uygun görülmeyen kararlar için takdir komisyonlarının derhal toplanarak yeni bir karar verilecektir. Yargı kararları üzerine takdir komisyonlarınca yeniden verilen kararlar ile daha evvel verilen kararlardan kesinleşenler, belediye ve muhtarlıklarda ilana mahsus yerlere asılmak suretiyle izleyen Mayıs ayı sonuna kadar mükelleflere duyurulacaktır.   OMERTA (SUSKUNLUK) KURALI Emlak vergisi, kamu maliyesi teorisine göre bir servet vergisidir. Servet ise esas itibariyle gelirin bir fonksiyonudur. Ödeme gücünün en önemli göstergelerinden biri sayılan servetin vergilendirilmesi esas itibariyle en eski vergileme biçimi olmasına rağmen tüm dünyada vergi gelirleri içindeki nispi önemi azalmıştır. Bunun bir nedeni, servetin asıl kaynağı olan gelirin vergilendirilmesine ağırlık verilmiş olması ve zaten vergilendirilmiş gelirle alınan servetin ağır vergilerle tekrar vergilenmek istenmeyişidir. Kaldı ki, gelir dışında harcamalar da vergilendirilmektedir ve servet dediğimiz şey tüketim için yapılmayan harcama sonucunda ortaya çıkan bir değerdir. Hem gelir hem harcamanın vergilendiği bir durum da servetin de vergilendirilmesi aynı gelir unsurunun 3 kere vergilendirilmesi anlamına gelmektedir. Buna rağmen servet vergileri tamamen terk edilmiş değildir ve vergileme oranları düşük bile olsa hemen her ülkede korunmaktadır. Literatürde servet vergileriyle ilgili olarak çeşitli sınıflandırmalar yapılmaktadır. Bunlardan en önemlisi gerçek        vergileme-itibari      (nominal)    vergileme ayrımıdır. Gerçek servet vergileri, verginin sadece konusu değil, kaynağı da servet olan vergilerdir. Öyle ki verginin ödenmesi için servetin hiç değilse bir kısmının elden çıkarılması gerekir. Vergi, servetin iratlarıyla ödenemeyecek derecede büyüktür.3 Bu tarz servet vergilerine genellikle savaş, ekonomik kriz gibi olağanüstü dönemlerde ve bir kereliğine başvurulur. İtibari servet vergileri ise her yıl periyodik olarak küçük oranlarda tahsil olunan ve genel olarak servetin iradından (gelirinden) ya da servet sahibinin başka gelirlerinden rahatlıkla ödeyebileceği vergilerdir. 4 Ülkemizde emlak vergisi esasen itibari servet vergisi olarak düşünülmüş olmakla birlikte vergi oranları gerçek servet vergisine benzer şekilde yüksektir. Özellikle büyükşehirlerde geçerli olan oranlar emlağın türüne göre 17 ila 50 yıl içinde emlak değerinin tamamının vergi olarak verilmesine neden olacak derecededir. Buna rağmen bu konuda günümüze kadar ciddi bir vergi direnci oluşmamıştır. Bunun nedeni verginin matrahında saklıdır. Yukarıda izah edildiği üzere verginin matrahı, kanunda tanımlanan komisyonlarca yapılacak değerleme işlemiyle yapılmaktadır.5 Uzun yıllardan beri herkesin bildiği gerçek, belirlenen bu değerlerin emlakin gerçek değerlerinin çok altında belirleniyor olmasıdır. Bu o kadar bilinen bir… Okumaya devam et EMLAK VERGİSİNDE OMERTA KURALI BOZULUYOR MU?

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

YENİ ÖTV DEĞİŞİKLİĞİNİN ELEKTRİKLİ ARAÇ VE SÜRDÜREBİLİRLİĞE ETKİSİ

Son yıllarda otomotiv sektörünün odak noktası olan elektrikli araçlar, yalnızca çevreci bir ulaşım aracı olmanın ötesinde, küresel enerji dönüşümünün ve iklim politikalarının da taşıyıcısı haline geldi. Avrupa’da 2035 yılı itibarıyla içten yanmalı motorların yasaklanması yönündeki kararlar, ABD’nin ve Çin’in teşvik odaklı dönüşüm programları, dünya genelinde elektrifikasyona geçişi hızlandırıyor. Türkiye ise bu dönüşüm sürecinde zaman zaman çelişkili adımlar atıyor. Temmuz 2025’te yayımlanan 7555 sayılı Kanun ve aynı gün yürürlüğe giren Cumhurbaşkanı Kararı ile, elektrikli otomobillerdeki ÖTV oranları ciddi oranda artırıldı. Bu karar, sektörde hem tüketici hem üretici nezdinde yankı buldu.   Türkiye’deki Yeni Düzenleme 24 Temmuz 2025 tarihli ve 32965 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan düzenleme ile:   En düşük ÖTV oranı %10’dan %25’e, bazı üst segment elektrikli araçlarda %60’a kadar çıkan oranlar ise %80’e kadar yükseltildi. Dahası, motor gücüne ve batarya kapasitesine göre ayrım yapılan mevcut matrisin sınırları daraltılarak birçok modelin bir üst vergi dilimine geçmesine neden olacak şekilde teknik eşikler güncellendi.   Bu değişiklik, doğrudan satış fiyatlarını yukarı çektiği gibi, elektrikli araçları “erişilebilir alternatif” olmaktan uzaklaştırma riski taşıyor. Türkiye’de hâlihazırda ithalata dayalı olan elektrikli araç pazarının kırılgan yapısı düşünüldüğünde, bu artışın yansımaları geniş çaplı olacaktır.   Bu vergi artışının kısa vadede üç temel etkisi olacak: Tüketici Talebinde Düşüş: Elektrikli araçlara olan bireysel talep, özellikle orta sınıf alıcılar için ciddi şekilde azalacaktır. Birçok model için fiyat farkı 300 bin – 800 bin TL arasında artış göstermektedir.   İkinci El Pazarına Baskı: Talep sıfır araçlardan ikinci el elektrikli araçlara kayacak; bu da sınırlı ikinci el elektrikli araç stoğunda ani fiyat artışlarına sebep olabilir.   Yerli Üretimin Caydırılması: TOGG ve potansiyel yerli üreticiler açısından, yüksek ÖTV’li bir iç pazar, üretim planlarını yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir. Yatırım cazibesi azalabilir.   Dünya Uygulamalarıyla Karşılaştırma Elektrikli araçlar konusunda dünya genelinde vergi politikaları, çevreci ulaşımı teşvik etmeye yönelik yapılandırılıyor. Devletler bu geçişi hızlandırmak amacıyla doğrudan sübvansiyonlar, ÖTV/KDV muafiyetleri, batarya ve şarj altyapı destekleri gibi mekanizmalar kullanıyor. Almanya: Elektrikli araçlar için devlet 6.000 Euro’ya kadar alım teşviği sağlıyor. ÖTV uygulanmıyor. Ayrıca 10 yıla kadar motorlu taşıtlar vergisinden muafiyet bulunuyordu, 2023 sonu itibarıyla Almanya’da EV alım sübvansiyonları tamamen kaldırıldı. 4.500 €’luk devlet desteği sona erdi ve tüketici talebinde keskin bir düşüş yaşandı; 2024’te ise satışlar yaklaşık %27 oranında geriledi. Ford gibi büyük üreticiler Almanya’daki EV satışlarının zayıf seyretmesini doğrudan hükümetin teşvik eksikliğine bağladı ve 4.000’e yakın işten çıkarmayı açıkladı. Devlet, şirket araçlarına özel olarak EV’lerde %75’e kadar ilk yıl amortisman indirimi (accelerated depreciation) getirecek; nihai vergi oranı 2028–2032 arasında kademeli olarak %10’a düşürülecek. Almanya’nın önce teşviki aniden kaldırması, piyasa istikrarını zedeledi ve tüketici/bayi güvenini sarstı. Şu anki politika, yeşil dönüşümü teşvik yerine kurumsal EV alımlarını destekleyecek şekilde yeniden yapılandırılıyor.   Fransa: Gelir düzeyine göre 5.000- 7.000 € arası doğrudan devlet katkısı verilirken, eski araçlarda hurdaya çıkarıldığında ek 2.500 € veriliyor. ÖTV uygulanmıyor, KDV indirimi de bazı segmentler için mevcut. Ayrıca, Fransa’da teşvik politikası sadece çevreci değil, aynı zamanda sosyal adalet perspektifi de taşıyor. Düşük gelirli vatandaşlar için ulaşılabilirlik sağlanıyor.   Çin: 2009–2022 arasında Çin hükümeti EV alımları için tüketiciye doğrudan sübvansiyon ve vergi muafiyetleri sağladı; toplam teşvik maliyeti yaklaşık 200 milyar RMB oldu. 2022 sonunda, BEV ve PHEV için tüketici alım sübvansiyonları tamamen kaldırıldı ÖTV benzeri araç alım vergisi, 2023–2025 arasında tam muaf tutulacak; 2026–27 için vergilendirme yarıya indirilecek şekilde planladılar. Sübvansiyonlar sona erdikten sonra bile Çin EV pazarı büyümeye devam ediyor. 2024’te EV satışları yaklaşık %40 artarak toplam araç satışlarının %45’ine ulaştı.   ABD: Federal hükümet 7.500 USD’ye kadar vergi indirimi sağlarken, eyalet bazında ayrıca teşvikler uygulanıyor. California, New York gibi eyaletlerde 2.000 – 5.000 $ arası ek indirim sağlanıyor. Karbon ayak izi düşük üreticiler avantajlı konumda.   ABD modeli, rekabeti sadece satışta değil, üretim teknolojisinde de artırıyor. Hem yeşil hem stratejik ekonomi.   Türkiye: 2023’te %10 ÖTV oranıyla teşvik edilen elektrikli araçlar, 2025 itibarıyla %25-80 arasında ÖTV’ye tabi hale geldi. Teşvikten vazgeçildiği gibi caydırıcı bir vergi politikasına geçildi.   Vergi politikaları sadece gelir toplama aracı değil, aynı zamanda kamu politikalarının yönlendirici aracı olduğu çoğumuz tarafından bilinmekte. Türkiye’nin elektrikli araçlara yönelik ÖTV artışı, kısa vadede bütçeye gelir sağlama hedefi taşısa da uzun vadede çevre hedefleri ile çelişiyor, yerli üretimi zorluyor ve düşük karbonlu ulaşıma geçişi yavaşlatıyor. Karar, özellikle “Yeşil Mutabakat” sürecine uyumlu bir vergi mimarisi geliştirilmesi gereken dönemde alınmış olması açısından da dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Avrupa ile ticaret hacmi yüksek olan Türkiye’nin, karbon ayak izini azaltmayan bir ulaşım politikası nedeniyle Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) kapsamında cezai yaptırımlarla karşılaşma riski de bulunuyorken üstelik. Elektrikli araçlar konusunda global eğilim, teşvik edici, kapsayıcı ve çevre dostu bir vergi politikasıdır. Türkiye’de ise Temmuz 2025 itibarıyla bu yaklaşım terk edilmiş gibi görünüyor. Türkiye çevreci ulaşım vizyonunu yitirirken aynı zamanda dış ticaret partnerleriyle yeşil uyum sürecinde de geride kalma riskiyle karşı karşıya kalabilir. Her ne kadar ÖTV oranları tüm elektrikli araçlar için sabit olmasa da motor gücü, batarya kapasitesi ve matrah gibi teknik kriterlere göre farklılaştırılmış olsa da günümüzde araç sahibi olmak toplumun geniş kesimleri için artık lüks değil, zorunlu bir ihtiyaç haline gelmiştir. Ulaşım altyapısının yeterince gelişmediği, toplu taşımanın sınırlı kaldığı birçok şehirde özel araç sahipliği, bireyler açısından bir tercihten çok zorunluluğa dönüşmüş durumdadır. Bu bağlamda, devletin dolaylı vergi yükünü ulaşım gibi temel bir ihtiyaç üzerinden şekillendirmesi; dolaylı yoldan gelir vergisi tahsil etmeye çalıştığı yönünde haklı eleştirileri beraberinde getirmektedir. Özellikle yüksek enflasyonun ve reel gelir kayıplarının yaşandığı bir dönemde, bu tür vergilendirme politikaları, toplumsal adalet duygusunu zedeleyebilmektedir. Kısacası, araç sahipliği artık lüks değilken, vergi politikaları hala bu yaklaşımı yansıtıyor görünmektedir. Elektrikli araçlar gibi çevreci ve stratejik öneme sahip ürünlerde bu tür vergisel yüklerin artması, sadece çevre politikalarını değil, aynı zamanda sosyal adalet hedeflerini de zayıflatmaktadır. Kamu finansmanında denge gözetilirken, vergi yükünün kim tarafından taşındığı sorusu da en az gelir miktarı kadar önemlidir. Enflasyon etkisine ve hali hazırda olan kredi faiz oranlarına değinmek istemiyorum bile.   Onur Selçuk GÜL Vergi Denetçisi LinkedIn

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

ULUSLARARASI TAŞIMACILIK İSTİSNASINDA FATURA DÜZENİ HAKKINDA

Uluslararası Taşımacılık kapsamında bir iş; hizmeti farklı farklı firmalar tarafından sunulan Navlun, Terminal, ISPS, Tartım, Elleçleme, Ardiye, Sigorta, Paketleme vb. birden çok işleme tabi tutulmaktadır.   Uluslararası Taşımacılık Organizatörlerince organizasyonu yapılan taşıma işinin aşamalarının hangi firmalara yaptırılacağı, yükün ne kadar süre depolarda bekleyeceği, güzergâh değişikliği gibi nedenlerle maliyetler değişkenlik gösterdiğinden Uluslararası Taşımacılık Organizatörleri taşıma işi tamamlandıktan sonra tek bir hizmet faturası düzenlemek yerine gelen maliyet faturalarına belirli bir oranda kar hesaplayarak hizmeti verdiği muhataplara maliyet faturalarında yer alan hizmet türleri ile aynı açıklamayla birden fazla fatura düzenlemektedir. Bu alışılagelmiş uygulama özellikle yüke verilen hizmetlerin daha detaylı görülmesi için alıcılar tarafından da talep edilmektedir.   Usulen hizmetlere ilişkin faturanın içeriğindeki hizmete bakıldığında o hizmetin faturayı düzenleyen tarafından verilmesi gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle Güvenlik, Tartım, Ardiye, Sigorta gibi bu hizmeti fiilen veremeyecek olan organizatörlerin bu açıklama altında fatura düzenlemeleri usulen pek uygun değildir. Bu içerik ile düzenlenen faturalar genel hükümler çerçevesinde “Yansıtma Faturası” olarak görülse de Yansıtma Faturalarının ilk işlem ile vergiler dahil aynı tutarda olması gerektiğinden maliyetlere kar koyulması sebebiyle düzenlenen bu faturalar “Yansıtma Faturası” olarak da değerlendirilmeyecektir.   Katma Değer Vergisi mevzuatınca Uluslararası Taşımacılık işlemlerinin fiilen yapılması veya organize edilmesi işlemleri vergiden istisna edilmiş olup bu işlemleri yapanların katlandıkları KDV’yi iade almaları mümkündür.   Organizatörlerce düzenlenen faturaların açıklamalarından hareketle fiilen o hizmeti veremeyeceği aşikâr olan hizmetler ilk olarak Gümrük İdaresinin dikkatini çekmiş ve Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği’ne “Antrepo işletmeciliği yetkisinin başka bir firma tarafından taşeronluk şekliyle birlikte kullanılması mümkün olmadığından; antrepolarda, münhasıran antrepo işletmecisi firma tarafından verilmesi zorunlu hizmetlere (ardiye, depolama hizmeti vb.) ilişkin faturaların, ilgili mevzuat hükümleri uyarınca yalnızca antrepo işletmecisi firma tarafından düzenlenmesi gerektiği talimatlandırılmış, antrepo açma ve işletme izin belgesine sahip antrepo işletmecisi firma dışında, antrepoda yetkisi bulunmayan başka bir firmanın, antrepo kullanıcılarına depolama/ardiye hizmetine ilişkin fatura düzenlemesi uygun olmadığı” tebliğ edilmiştir.   Vergisel açıdan bakıldığında; İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü’nün Uluslararası Taşımacılığa yardımcı olan masraf kalemlerinin faturalandırılması hakkında vermiş olduğu bir görüş yazısında; “Uluslararası Taşımacılığın tamamlanması için yurt içindeki hizmet sağlayıcılarından temin edilen masraf kalemlerinin Uluslararası Taşımacılığın bir parçası mahiyetinde olmaları halinde, düzenlenen faturada ayrı olarak gösterilmiş olsalar dahi taşımacılık istisnası kapsamında değerlendirilmeleri mümkündür. Ancak, söz konusu masraf kalemlerinin ayrı olarak faturalandırılmış olması halinde KDV hesaplanması gerekmektedir.” şeklinde görüş bildirmiştir. Dolayısıyla ayrı ayrı faturalandırma yapan ve faturalarında KDV hesaplamayan organizatörler büyük bir risk ile karşı karşıya kalmaktadır.   Diğer taraftan Uluslararası Taşımacılık işlemleri kapsamında KDV iadesi alan bazı organizatörlerin bu sebeple iade dosyaları incelemeye sevk edilmeye başlanmıştır. Fatura açıklamaları sebebiyle organizatörler, hem hak kazandığı KDV iadesinden mahrum kalmakta hem de KDV yönünden tarhiyat riskleri ile telafisi güç zararlarla karşı karşıyadır. Organizatörler açısından verilen hizmet “Taşıma İşi Organizatörlüğüdür.” Taşıma işi uluslararası ise bu veya benzer açıklama altında alınan her bir hizmet (maliyetler) KDV’li olsun olmasın kar ile birlikte bu açıklama adı altında KDV 14/1 maddesi gereği KDV’siz olarak fatura edilebilir.   Cengiz FIÇICIOĞLU Vergi Müdürü LinkedIn    

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

BAZI VERGİSEL HUSUSLARA İLİŞKİN HATIRLATMA VE ÖNERİLER

Bu yazımızın konusunu vergi kanunlarında yerini alan aşağıdaki müessesler oluşturmaktadır. Bu müesseslere ilişkin kanun hükmünde ve alt düzenlemelerdeki dikkatini çekeceğimiz noktalar, beyanname hazırlama sürecinde bize vergi avantajı sağlayacak yahut olası vergi incelemesi ve izaha davet sürecinde yol gösterici olacaktır.   1.  Nakdi Sermaye İndirimine İlişkin Sermaye Artırım Kararını Ne Zaman Almalıyız? Sermaye artırımı yoluyla işletmelere sağlanan finansal kaynakların vergi yükünü azaltmayı amaçlayan nakdi sermaye indirimi uygulaması, Türk vergi mevzuatında teşvik edici bir müessese olarak yerini almıştır. Mükelleflerin bu vergi avantajını kullanırken aşağıda detayına yer vereceğimiz hususa dikkat etmeleri önem arz etmektedir.   Kurumlar Vergisi Kanunu (“KVK) 10/1-ı maddesi hükmü: “Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı” dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50’si   Kurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, indirilebilecektir. … Bu indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap dönemi ile bu dönemi izleyen dört hesap dönemi için ayrı ayrı yararlanılır. Bu dönemlerde sermaye azaltımı yapılması hâlinde azaltılan sermaye tutarı indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.   Bu bent hükümlerine göre hesaplanacak indirim tutarı, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır.”   7417 Sayılı Kanunun 49 uncu Maddesiyle beraber nakdi sermaye indiriminden faydalanma süresine sınır getirildi. Buna bağlı olarak söz konusu düzenleme öncesi süre sınırlaması olmaksızın her yıl Merkez Bankasınca belirlenen ilgili faiz oranı üzerinden hesaplanan tutarın yarısı beyanname üzerinden indirim konusu yapılabiliyordu. Şimdi ise sermaye artırımına ilişkin tescilin yapıldığı hesap dönemi ile bu dönemi izleyen dört hesap dönemi için sınırlama (kazancın yetersizliği durumunda sonraki döneme devreden nakdi sermaye indirimi durumu hariç) getirildi.   Peki sermaye artışına gidecek olan firmalar bu düzenlemeyle beraber neye dikkat etmeli? 2024/Aralık ayında nakdi sermaye artışına giden ve bunu tescil ettiren bir şirket yeni düzenlemeyle beraber tescil edildiği hesap dönemi ile bu dönemi izleyen dört hesap dönemi için ayrı ayrı nakdi sermaye indiriminden faydalanabilecektir. Yani 2024/Aralık ayı ve 2025,2026,2027,2028 yıllarının bütün ayları için her yıl ayrı ayrı yapılacak hesaplamayla toplam 49 ay nakdi sermaye indiriminden faydalanmış olacak. Oysaki sermaye artışına ilişkin tescilini ve nakdi ödemesini 2025/Ocak ayında yapmış olsaydı; 2025,2026,2027,2028,2029 yıllarının bütün ayları için her yıl ayrı ayrı yapılacak hesaplamayla 60 ay üzerinden nakdi sermaye indiriminden faydalanmış olacaktı.   Faiz oranlarının yüksek ve paranın zaman değerinin önemli olduğu bu dönemlerde; sermaye artırımında bulunacak firmaların bu hususa dikkat etmeleri vergi avantajı sağlaması açısından önem arz etmektedir.   4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Kanunu Kapsamında Alınacak Fonların Zamanına Dikkat Ar-Ge ve yazılım faaliyetlerini destekleyerek teknolojik gelişimi hızlandırmayı amaçlayan 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanun’u, bu Bölgelerde elde edilen kazançlara tanınan kurumlar vergisi istisnası ile şirketlere önemli bir mali avantaj sağlamaktadır.   Söz konusu Kanunun Geçici 2. Maddesinde; yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu Bölgedeki yazılım, tasarım ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2028 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden istisna olacağı hüküm altına alınmıştır.   Yine aynı Kanunun Ek 3. Maddesinde; 1/1/2022 tarihinden itibaren Geçici 2. Madde kapsamında yıllık beyanname üzerinden istisna edilen kazançları tutarı 1.000.000 Türk lirası ve üzerinde olan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri tarafından, bu tutarın yüzde üçü pasifte geçici bir hesaba aktarılır. Bu fıkra kapsamında aktarılması gereken tutar yükümlülüğü, yıllık bazda 20.000.000 Türk lirası ile sınırlıdır. Bu tutarın, geçici hesabın oluştuğu yılın sonuna kadar Türkiye’de yerleşik girişimcilere yatırım yapmak üzere kurulmuş girişim sermayesi yatırım fonu paylarının satın alınması veya girişim sermayesi yatırım ortaklıkları ya da bu Kanun kapsamındaki kuluçka merkezlerinde faaliyette bulunan diğer girişimcilere sermaye olarak konulması şarttır.,   Söz konusu tutarın ilgili yılın sonuna kadar aktarılmaması durumunda, bu Kanun kapsamında yıllık beyanname üzerinden istisna edilen kazançlar tutarının yüzde yirmisi, ilgili yılda yararlanılan gelir ve kurumlar vergisi istisnasına konu edilemez. Bu tutar nedeniyle zamanında alınmayan vergiler vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın tarh edileceği hüküm altına alınmıştır.   Malumunuz Vergi Denetim Kurulu son zamanlarda inceleme ve izaha davet yoluyla denetimlerini sıklaştırdı. Bunlardan bir tanesi de “Teknokent Kazanç İstisnasına” ilişkin istisna tutarının yüzde 3’ünün fon hesabına alındığı yılın sonuna kadar ilgili şirketlere sermaye olarak konulması suretiyle fon alınmasının süresinde yapılıp yapılmadığı. Bilindiği üzere fon alım işlemleri aracı kurumlar aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Her ne kadar biz fon alım talimatını banka üzerinden yapsak da banka ilgili aracı kurum aracılığıyla yatırımcının talimatını yerine getirmektedir. Peki yılın son günü hafta sonuna denk geliyorsa ne yapmalıyız? Okuyan herkesin fon alım süresinin, takip eden ilk iş gününe sarkacağını duyar gibiyim. Nitekim 31.12.2022 Cumartesi gününe, 31.12.2023 Pazar gününe denk gelmekte. Haliyle banka ve aracı kurumlardan mesai saatleri dışında ve tatil günlerinde işlem yapılamamakta.   Vergi Usul Kanunun Sürelerin Hesaplanması başlıklı 18/4 maddesinde, resmi tatillerin süreye dahil olduğu, son günün resmi tatile rastlaması durumunda sürenin tatili takip eden ilk iş günü mesai saatinde biteceği hüküm altına alınmıştır.   Fon alım işlemlerini, yılın son gününün hafta sonuna denk gelmesinden ötürü sonraki ilk iş gününde yapan mükelleflerin izah komisyonları nezdinde izahatları kabul görmedi ve incelemeye sevk edildi. Gerekçe ise Kanunda geçen yıl sonuna kadar fon alım işleminin gerçekleşmediği. Bu yaklaşımın vergi inceleme aşamasında da vergi müfettişleri tarafından böyle değerlendirmesi durumunda, konunun yargıya taşınması aşikar. Konunun mahkeme aşamasında mükellef lehine sonuçlanması da kuvvetle muhtemel. Sürecin mükellefler lehine olumlu sonuçlanacak olmasını öngörüyor olsak bile, yılın son gün veya günlerinin hafta sonuna denk geldiği durumlarda, fon alım işleminin diğer yıla sarkmadan alınmasını tavsiye ederiz.   3. Finansman Gider Kısıtlamasında Finansman Gelir ve Giderlerinin Netleştirme Sorunsalı İşletmelerin borçlanma yoluyla finansman sağlaması yaygın bir uygulama olsa da, bu durum vergi matrahının aşındırılması riskini beraberinde getirdiğinden, birçok ülke tarafından vergi mevzuatlarında finansman giderlerine yönelik çeşitli kısıtlamalar gidilmiştir. Benzer şekilde Türkiye’de de uygulaması 2021 yılında yürürlüğe giren finansman gider kısıtlaması, bu alandaki düzenlemelerin önemli bir örneğini teşkil etmektedir.   Kurumlar Vergisi Kanunun (KVK) Kanunen… Okumaya devam et BAZI VERGİSEL HUSUSLARA İLİŞKİN HATIRLATMA VE ÖNERİLER

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

YENİDEN YAPILANDIRMA ÇERÇEVE ANLAŞMASI: EKONOMİK DAYANIKLILIK İÇİN STRATEJİK BİR ARAÇ

GİRİŞ: Krizlerin Eşiğinde Bir Ekonomide Kurumsal Nefes Alma Mekanizması   Türkiye ekonomisi son yıllarda; döviz kuru şokları, yüksek enflasyon, faiz oranlarındaki dalgalanmalar ve küresel tedarik zinciri problemleriyle eş zamanlı mücadele ediyor. Bu koşullar altında, birçok reel sektör firması sürdürülebilirlik sınırlarında faaliyet göstermeye çalışıyor. İşte tam bu noktada, 2019 yılında uygulamaya giren Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması (ÇYA), hem firmalar hem de finansal kuruluşlar açısından bir “can simidi” işlevi görüyor. ÇYA, geçici likidite sorunları yaşayan ancak yaşatılabilir firmaların borçlarının yeniden yapılandırılması suretiyle ekonomiye kazandırılmasını hedefliyor. Amacı, batık firmaları kurtarmaktan çok, batmaması gereken firmaları sistem içinde tutmak. Peki, bu mekanizma nasıl işler, kimleri kapsar, faydaları ve riskleri nelerdir?   GELİŞME: Çerçeve Anlaşması’nın Yapısı, Etki Alanı ve Tarafların Sorumlulukları   Yapısı ve İşleyişi Çerçeve Anlaşması, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) koordinasyonunda, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) aracılığıyla uygulanıyor…   Etki Alanı Başlangıçta büyük ölçekli firmalar hedeflenmişken, daha sonra KOBİ’leri de kapsayacak şekilde uygulama alanı genişletildi… Finansal Kurumların Rolü ve Sorumlulukları Bankalar, bu süreçte yalnızca alacaklarını kurtarmayı değil, firmanın yaşamasını ve ekonomiye katkı sağlamasını da göz önünde bulundurmalı…   Olmazsa Ne Olur? Bu mekanizma devreye girmediğinde, zincirleme iflaslar ve işten çıkarmalar ekonomide derin bir travma yaratabilir…   Süreci Tetikleyen Nedenler Şirketleri bu noktaya getiren temel nedenler arasında; kötü finansal yönetim, aşırı borçlanma, yabancı para cinsinden borçlanma…   Ne Yapılmalı? Sürecin sağlıklı işlemesi için şu adımlar kritik önem taşıyor: Objektif değerlendirme ve bağımsız denetim Şeffaf veri paylaşımı Kapsayıcı müzakere kültürü Yeniden yapılandırma sonrası takip   SONUÇ: Tekrarı Önlemek İçin Stratejik Dönüşüm Şart   Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması, yalnızca bir finansal mühendislik aracı değil, aynı zamanda ekonomik devamlılığı sağlayan bir istikrar mekanizmasıdır. Ancak bu araç, doğru kullanılmadığında zaman kazandırmak dışında başka bir fayda yaratmaz. Firmaların sadece borç yapılandırarak değil, yapısal olarak da dönüşmeleri gerekir.   Ekonomik dayanıklılık, ancak riskleri erken gören, mali disiplini önceleyen, kurumsallaşmayı ve şeffaflığı esas alan bir iş dünyası ile mümkündür. Bu nedenle ÇYA, sadece bir çözüm değil; aynı zamanda bize krize neden olan yapısal zafiyetlerle yüzleşme fırsatı da sunuyor. Finans sektörü, reel sektör ve düzenleyici kurumlar bu süreci şeffaflık, dürüstlük ve iş birliğiyle yürütürse, krizden sadece çıkılmaz; aynı zamanda güçlenerek çıkılır.   ULUSLARARASI UYGULAMALAR: DÜNYADAN YENİDEN YAPILANDIRMA ÖRNEKLERİ Yeniden yapılandırma mekanizmaları yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde de benzer uygulamalar, firmaların ekonomik şoklar karşısında ayakta kalmasını sağlamak amacıyla hayata geçirilmiştir.   ABD: Chapter 11 Koruması Amerika Birleşik Devletleri’nde, finansal açıdan zor duruma düşen şirketler için en bilinen mekanizma ‘Chapter 11’ olarak adlandırılan yeniden yapılandırma korumasıdır. Bu süreçte şirket, mahkeme gözetiminde alacaklılarla yeniden yapılandırma planı hazırlar. Şirket, varlıklarını koruyarak faaliyetlerini sürdürebilir. Chapter 11, özellikle büyük şirket iflaslarında sıkça kullanılan bir yoldur. Enron, General Motors, Hertz gibi devler bu yolla yeniden yapılandırılmıştır.   İngiltere: Company Voluntary Arrangement (CVA) İngiltere’de, borçlu şirketler alacaklılarının onayıyla Company Voluntary Arrangement (CVA) sistemine başvurabilir. Bu yöntemle borçlar yeniden yapılandırılır, ödeme takvimi değişir ve şirket tasfiye sürecine girmeden faaliyetlerine devam eder. Özellikle perakende sektöründe (örneğin Debenhams, New Look gibi) sıkça başvurulan bir mekanizmadır.   Dünya Genelinde Diğer Yaklaşımlar – Almanya’da ‘Schutzschirmverfahren’ isimli yargı denetimli bir koruma süreci uygulanır. – Fransa’da ‘Sauvegarde’ isimli önleyici yapılandırma hukuku çerçevesi bulunur. – Japonya’da şirketler iflas sürecine girmeden ‘civil rehabilitation’ prosedürüyle yeniden yapılandırma sürecine alınır. – Güney Kore’de devlet destekli kredi garanti kurumları aracılığıyla borç yeniden yapılandırmaları teşvik edilir.   Ahmet YİĞİT Ortak, Finansal Yönetim Hizmetleri LinkedIn    

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

HALKA AÇILACAK ŞİRKETLER İÇİN MEVZUAT REHBERİ

Ülkemizdeki düzenlemeler gereği halka kapalı bir anonim ortaklığın paylarının ilk defa halka arz edilmesi diğer bir ifadeyle halka açılması (initial public offering-IPO), mevcut paylarının satışı veya sermaye artırımı ya da bu iki yöntemin bir arada kullanılması yoluyla gerçekleştirilebilmektedir.   Mevcut payların satışı, ortaklığın mevcut sermayesini temsil eden payların bir kısmının satışı şeklinde gerçekleştirilirken; sermaye artırımı yoluyla satış ise mevcut ortakların yeni pay alma haklarının kısmen ya da tamamen kısıtlanması suretiyle payların halka arzı şeklinde yapılabilmektedir.   Halka açılacak ortaklığın paylarının halka arzına ilişkin düzenlenecek izahnamenin Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından onaylanması zorunlu olup, izahname onayından önce esas sözleşmenin sermaye piyasası mevzuatına uygun hale getirilmesi, bu amaçla hazırlanacak esas sözleşme değişiklikleri için SPK’nın uygun görüşünün alınması gerekmektedir.   Bu doğrultuda, SPK başvurusu iki aşamadan oluşmaktadır:   1-) Esas sözleşmenin sermaye piyasası mevzuatına uygun hale getirilmesi 2-) İzahname onayı   Halka açılma sürecindeki ortaklık gerek SPK tarafında gerekse diğer kurumlar (Borsa İstanbul, MKK, vb) nezdinde çok sayıda düzenleme/ yükümlülük ile karşı karşıya kalmaktadır.   Bu süreçte halka açılacak ortaklık için temel kaynağın Pay Tebliği olduğu söylenebilir. Tebliğ kapsamında halka açık olmayan ortaklıkların ortaklarının mevcut paylarının veya bu ortaklıklarca sermaye artırımı suretiyle çıkarılacak payların halka arzı yer alırken, aynı zamanda halka açılma sonrası da 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu çerçevesinde paylarının ihracına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektedir.   İzahname hazırlanırken başvurulacak kaynak ise İzahname ve İhraç Belgesi Tebliği dir. İzahnamenin hazırlanması, onaylanması ve kamuya duyurulması esasları bu Tebliğde yer almaktadır. Bu Tebliğ uyarınca hazırlanan Kılavuz a da SPK nın internet sitesinden (www. spk.gov.tr) erişilebilmektedir.   Üçüncü fakat elbette sonuncu olmayan çok önemli bir düzenleme de, halka açılacak ortaklık paylarının satışına ilişkin esasları kapsayan ve kısaca Satış Tebliği olarak adlandırabileceğimiz Tebliğ’dir. Anılan düzenleme, payların satışında belirlenecek fiyat, satış şekilleri ve yöntemleri, dağıtım ve teslim esasları ile halka arzda teşviklere ve sermaye piyasası araçlarının satışında özellikli durumlara ilişkin esasları kapsamaktadır.   Yukarıda belirtilen temel kaynaklar yanında; halka arza hazırlanan bir şirketin finansal tablolarının bağımsız denetimi, kurumsal yönetim ilkelerine uyum, SPK ile eşanlı Borsa İstanbul’a da başvuru yapılacağından payların Borsa kotuna alınması, halka arz izahnamesinin elektronik ortamda yayımlanması da söz konusu olduğundan ortaklığın bilgi, belge ve açıklamalarının elektronik ortamda imzalanarak Kamuyu Aydınlatma Platformu(KAP)na gönderilmesine ilişkin usul ve esaslar da Tebliğ ve Yönergeler ile düzenlenmiş bulunmaktadır.   Bu doğrultuda, ortaklıkların halka açılma yolculuğunda rehber niteliğinde olabilecek ancak bunlarla sınırlı olmayan düzenlemeleri aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz: 1- VII.128.1 sayılı Pay Tebliği 2-II-5.1 sayılı İzahname ve İhraç Belgesi Tebliği 3- II-5.2 sayılı Sermaye Piyasası Araçlarının Satışı Tebliği 4- II-17.1 sayılı Kurumsal Yönetim Tebliği 5-VII-128.6 sayılı Kamuyu Aydınlatma Platformu Tebliği 6- Borsa İstanbul A.Ş. Kotasyon Yönergesi   Halka açılacak ortaklık paylarının Borsa ya ilk kotasyonunda aranan koşullara (halka arz edilen payların piyasa değeri, halka arz edilen payların nominal değerinin sermayeye asgari oranı, bağımsız denetimden geçmiş yıllık finansal tablolarında dönem karı olması, bağımsız denetimden geçmiş en son finansal tablolardaki Sermaye/Özsermaye oranı vb) Kotasyon Yönergesinde yer verilmekte olup, ilgili ortaklığın paylarının Borsada işlem görebilmesi için bu koşulları taşıması gerekmektedir. Kotasyon Yönergesine Borsa İstanbul’un internet sitesinden(www.borsaistanbul.com) Kurumsal>Mevzuat>Yönergeler başlığından erişilebilir.   Ana düzenlemeler yanında, kamuyu aydınlatma belgeleri (halka açılacak şirket için izahname) ile başvurularda kullanılacak Başvuru Formları (halka açılacak şirket için Halka Açılma Amaçlı Esas Sözleşme Değişikliği Başvuru Formu) da SPK nın internet sitesinde Şirketler>Düzenlemeler ve Süreçler>Kamuyu Aydınlatma Belgeleri ve Başvuru Formları başlığı altında yer almakta olup, halka açılacak ortaklıkların bu belgeleri de mutlaka incelemeleri ve bunlara uygun olarak hazırlık yapmaları gerekmektedir.   Halka açılmanın ilk aşaması olan esas sözleşmenin sermaye piyasası mevzuatına uyumlu hale getirilmesi aşamasında, Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili düzenlemeler ile Türk Ticaret Kanunu ve varsa ortaklığın tabi olduğu diğer mevzuat yanında, daha önce halka açılmış olan şirketlerin KAP da yayımlanan esas sözleşmelerinin de incelenerek referans olarak alınması mümkündür. Benzer bir durum KAP da ilan edilen halka arz izahnameleri için de geçerlidir.   Serpil Yaşar Ortak, Sermaye Piyasaları Hizmetleri LinkedIn  

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış