Bilindiği üzere ülkemizde Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK), 4208 sayılı Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanunun, 19 Kasım 1996 tarihinde yürürlüğe girmesiyle kurulmuş ve 17 Şubat 1997’de de faaliyetlerine başlamıştır. 18 Ekim 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5549 sayılı Kanun ile birlikte de MASAK’ın görevleri arasına terörizmin finansmanı ile mücadele de eklenmiştir. Bu noktada suç neticesinde elde edilen gelirlerin aklanması ve terörü de finanse etmesi durumunu engelleyebilmek adına şüpheli olduğu değerlendirilebilecek işlemlerin bildirimlerini almak, gerekli verileri toplamak ve analiz yaparak değerlendirmek de MASAK’ın görevleri arasına eklenmiştir. Türkiye’nin mali istihbarat birimi olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetlerine devam eden MASAK’ın Cumhurbaşkanlığının 1 sayılı Kararnamesini 231. maddesinde MASAK’ın ana görevleri arasında analiz ve değerlendirme, yükümlülük denetimi, inceleme, veri toplama, dış ilişkiler, idari yaptırımlar düzenlenmiştir. 2023 yılında ise Hazine ve Maliye Bakanlığı 2024-2028 yılları arasını kapsayan Stratejik Planda “Kayıt Dışı Ekonomi ile Mücadele Etmek ve Mali Suçları Azaltmak” stratejik amacı kapsamında MASAK tarafından “Suç Gelirlerinin Aklanması ve Terörün Finansmanıyla Ekonomik Güvenliği Esas alan Etkin Bir Mücadele Yürütmek” alt hedefi belirlenmiştir. Bu manada MASAK’a 5 yıllık plan döneminde denetlenen incelenen yükümlü sayısını artırma, şüpheli işlem bildirimi yapan yükümlü sayısını da 340’tan 390’a çıkarma hedefi verilmiştir. Dünya’da mali istihbarat birimleri (Financial Intelligence Unit-FIU) esas itibarıyla idari, polis tipi, adli veya savcılık tipi ile karma yapıda FIU olarak dört tip altında toplanabilir. Ülkemiz uygulamasında MASAK “İdari FIU” olarak yargı ve polis yönetimleri dışında bir yapı olan Hazine ve Maliye Bakanlığı altında örgütlenmiş olup, Merkez Bankası veya bağımsız düzenleyici bir otorite altında örgütlenen idari FIU’lara ilişkin dünya örnekleri de bulunmaktadır. ABD, Andorra, Avustralya, Belçika, Bolivya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Fransa, Ukrayna, Venezuella gibi ülkeler ile birlikte Türkiye İdari FIU modelini benimsemiştir. Polis tipi FIU’lar ise polis teşkilatı altında örgütlenen ve kolluk yetkilerine sahip FIU modelleri olarak özetlenebilecek olup, Avusturya, Almanya, Estonya, İzlanda, İrlanda, İsveç, Macaristan, Slovakya gibi ülkeler örnek olarak verilebilir. Adli veya Savcılık tipi FIU’lar ise Başsavcılığa bağlı olarak faaliyet göstermektedir. Uygulaması yaygın olmamakla birlikte, Güney Kıbrıs ve Lüksemburg gibi görece küçük ülkelerce uygulanmaktadır. Karma yapıdaki FIU’lar genellikle idari ve polis tipi FIU’ların değişik özelliklerini bir araya getirmektedir. Bu modelde FIU bünyesinde görevli polis, polis olması nedeniyle ulaşması mümkün verilere kolaylıkla ulaşabilirken, vergi inceleme elemanı yine kendi görev alanı ile ilgili her türlü vergi kaydına ulaşarak sürdürülen inceleme ve araştırmalarda tecrübelerini kullanabilmektedir. İdari FIU uygulayan Türkiye gibi ülkelerde FIU şüpheli işlem ve diğer finansal raporlama yükümlülüğü bulunan finansal sektör ile kolluk ve adli makamlar arasında tampon görevi görürken polis tipi ile adli veya savcılık tipi FIU’lar ise kanıt toplamaya dair el koyma gibi yetkileri kullanmak için aracıya ihtiyaç duymamaktadırlar. İdari FIU’lar genellikle aldıkları şüpheli işlem bildirimlerini ön eleme, değerlendirme ve ciddi olanları delillendirme işlemine tabi tutarlar. Ciddi bulunan ve somut verilerle desteklenen durumlar mali istihbarat birimince yapılan istihbari analiz sonuçları ile birlikte kolluk veya savcılığa iletilir. İdari tip FIU’ların finansal kuruluşlarla soruşturmacı kuruluşlar arasında bir tampon görevi görmesi, aldıkları bildirimleri analiz ve eleme işlemine tutması, finansal kuruluşların bu tip FIU’ya şüpheli işlem bildiriminde bulunmada zorlanmamaları gibi avantajlı yanları bulunmaktadır. Buna karşılık, bu FIU’ların kolluk birimlerinin bir parçası olmamaları nedeniyle şüpheli fonlara el konulması, şüphelinin tutuklanması gibi konularda gecikmelere neden olması mümkündür. Ayrıca bu birimler, kolluğun ve savcılığın sahip olduğu kanıt toplamaya ilişkin bir takım yetkilere de sahip değillerdir. Yapıları itibariyle bu tip FIU’ların politik otoritelerin doğrudan gözetim ve denetimine açık bulunmaları da ayrı bir dezavantajdır. Polis tipi ile kolluk birimi ile organize çalışılan adli veya savcılık tipi FIU’ların en büyük dezavantajı ise, aklama ile mücadelenin en önemli unsuru olan şüpheli işlem bildirimlerinin gönderilmesi konusunda finansal kuruluşlar başta olmak üzere bildirim yükümlülüğü bulunanların çekingen davranmalarıdır. Bu konuda karşılıklı güvenin oluşturulması için zamana ihtiyaç bulunmaktadır. Diğer bir dezavantaj ise, kolluğun finansal soruşturma, finansal analiz ve değerlendirme alanında uzmanlığının nispeten daha az olması mali istihbarat oluşturma aşamasında önemli bir sorundur. Ülkemizde MASAK örgütlenmesi idari hiyerarşi olarak polis ile adli veya savcılık birimlerinden ayrı olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı çatısı altında kuruluyken, uygulamada savcılık veya mahkeme görevlendirmeleri sebebiyle karma yapıya doğru evrilen bir yapıya da yaklaşmaktadır. 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 231. Maddesine göre “Aklama veya terörizmin finansmanı suçlarına ilişkin olarak “Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından intikal ettirilen konuları analiz etmek ve incelemek” hükmü getirilerek, savcılık, hakim veya mahkemelerin de MASAK’ı aklama veya terörizmin finansmanı kapsamında görevlendirebileceği ifade edilmiştir. TCK 282. madde uyarınca suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerinin aklanması, yani kara paranın aklama suçunun araştırılması ve mali yönünün ortaya çıkarılmasından evvel, bu suçun dayanağı olan öncül suçla ilgili de MASAK’ın mali inceleme yapabilmesi ve bir mali analiz raporu hazırlaması gerekli olmaktadır. Ancak pratikte MASAK’ın görev ve yetkisi kara para aklama ve terörizmin finansmanı suçlarıyla sınırlandırılırken, savcılık, hakim veya mahkemeler tarafından gelen taleplerde konunun öncül suç boyutunun da tespit edilmesi gerektiğinden konuyu MASAK nezdinde inceleyen denetim elemanının yasal gelir ile yasa dışı olanı ayırt ederek bunu da öncül suça bağlayacak şekilde kuvvetli suç şüphesi oluşturması beklentisi, MASAK’ın görev alanı ile savcılıkların arasında bir yetki ve görev tartışmasına sebebiyet vermekte ve MASAK raporlarına dayalı olarak savcılık veya mahkemelerce verilen mahkumiyet hükümleri dahil iş ve işlemlerin ilerleyen safhalarda Yargıtay tarafından bozulmasına sebebiyet verebilmektedir. Zira savcılık veya kovuşturma sürecinde mahkemelerce öncül suç ile yasal olmayan gelir artışı arasında somut bir illiyet bağı oluşturulması beklenmekte, sadece banka transferleri ve bankacılık faaliyetlerini gösteren, fakat bu konuda somut değerlendirme yapmaksızın sonucunu savcılık veya mahkemelerin takdirine bırakan MASAK raporları yargı makamlarından dönebilmektedir. Bu anlamda MASAK’tan beklenen; suçlarda kullanılan kripto paralar da dahil, yalnızca banka üzerinden inceleme değil, TCK 282. maddesi kapsamında alt sınırı 6 ay veya üzerinde ceza gerektiren suç veya suçlarda kullanılan, suça katılan veya suçtan elde edilen para veya maddi kaynakları ortaya çıkaran değerlendirmeye dayalı çalışma yapmasıdır. Ancak doğrudan MASAK’ın idari hiyerarşi içerisindeki görev tanımı ile birlikte Savcılıklarca gönderilen dosyalarda iddianame gönderimi yapılmaması veya denetim elemanlarının kolluk yetkisi dahil kısıtlı araştırma yetkisi ve süresi olması (5549 Sayılı Kanun 17/2’de istisnası olmakla birlikte, CMK 128. maddesi gereğince taşınmaz, hak ve alacaklara el koyma için MASAK’tan 3 ay içinde rapor alınması gerekmektedir.), uzmanlık sorunsalı, başka bazı kurumlardan (Vergi Müfettişleri, Gümrük ve Ticaret Müfettişleri, Bankalar Yeminli Muarakıpları,… Okumaya devam et NASIL BİR MASAK ?