Tema Grup

İştirak İlişkisi Bulunan Kurumlar Arası Devirlerde Birleşme Primi Oluşumu ve Enflasyon Düzeltmesi Uygulaması Karşısındaki Durumu

1.Birleşme Primi nedir? Birleşme işleminde değiştirme birimi saptanırken şirketlerin cari değerleri dikkate alınacaktır. Şirketlerin cari değerleri ise genellikle hisselerinin nominal değerlerinden farklı bir değer olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir şirketin diğer bir şirkete devredilmesi sonucu oluşan birleşmelerde birleşilen şirket hissesi devrolan şirket ortaklarına verilecektir.   Genellikle şirketlerin cari değerleri hisse senetlerinin nominal değerlerinden daha yüksektir. Birleşilen şirketin cari değerinin şirketin hisse senetlerinin nominal değerinden fazla olması durumunda, değiştirme birimine bağlı olarak birleşilen kurumun yapacağı sermaye artışı devir alacağı servetten daha az olabilmektedir. Bu durumda şirketin pasifinde birleşme pirimi ortaya çıkacaktır.   Birleşme primi temelde emisyon primi hükmündedir. KVK’nın 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi ile anonim şirketlerin gerek kuruluşlarında gerekse sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları payların, itibari değerin üzerinde bir bedelle elden çıkarılması halinde oluşan kazançlar kurumlar vergisinden istisna edilmektedir. Emisyon primi devir şeklindeki birleşmelerde ortaya çıkmaktadır.   2. İştirak İlişkisi    Bulunan      Kurumlar      Arasındaki Devirlerde Birleşme Priminin Oluşumu Devir işleminin tarafları arasında iştirak ilişkisi bulunabilir. Bu ilişki devralan kurumun devralınan kurumda ortaklığı olabileceği gibi devralınan kurumun devralan kurumda da ortaklığı bulunabilir. Bu hallerde devralınan kurum ortaklarına verilecek hisse senedi miktarında farklılıklar oluşacaktır.   Devralan ve devrolunan şirketler arasında iştirak ilişkisinin varlığı devir yoluyla birleşmeye engel değildir. İştirak ilişkisi bulunan kurumlar arasında yapılacak devirlerde ortaklar arasında orantının bozulmaması koşuluyla eksik sermaye artırımına gidilmesi devrin koşullarının ihlali olarak değerlendirilmeyecektir. Konu ile ilgili 1 no.lu KVK Genel tebliğinde bir kurumun kendisinde iştiraki bulunan veya iştirak ettiği başka bir kurumu kül halinde devralması nedeniyle kurum bünyesinde yapacağı sermaye artışının söz konusu iştirak paylarına isabet eden tutardan daha az gerçekleşmesinin KVK’nın 19’uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartların ihlali anlamına gelmeyeceği açıklanmıştır.   İştirak ilişkisi dolayısıyla devralan şirketin bilançosunda iktisap bedeli ile kayıtlı değere karşılık olarak devrolunan şirketin bilançosunda yeralan sermaye hesabında devralan şirkete ait nominal sermaye payı mevcuttur. Devralan şirketin aktifinde yer alan iştirakin iktisap bedeli ile nominal sermaye tutarı birbirine eşit ise devir işlemi sonrası iki tutar karşılıklı olarak kapatılacaktır. Ancak çoğu zaman bu iki tutar birbirine eşit olmaz. Örneğin iştirakin üçüncü kişilerden nominal bedelin üzerinde bir bedelle alınması halinde iştirakin iktisap bedeli ile nominal sermaye birbirine eşit olmayacaktır ve iştirak ve sermaye hesaplarının karşılıklı kapatılması sonucu aktifte bir bedel kalması kaçınılmazdır.   İştirakler hesabında yer alan değerin, iştirak hisselerinin itibari değerine eşit olmaması halinde aradaki müspet veya menfi farkın kurumun vergiye tabi kazancının tespiti ile ilgilendirilmeksizin geçici hesaplarda izlenmesi mümkün olup bu geçici hesapların vergiye tabi kurum kazancının tespiti ile ilişkilendirilmeksizin kurum kayıtlarında sona erdirilmesi de mümkün bulunmaktadır.1   Konu ile ilgili olarak verilen bir özelgede de itibari değer ile iştirakler hesabında kayıtlı değer arasındaki farkın şirketin vergiye tabi kazancı ile ilişkilendirilemeyeceği açıklanmıştır. Bu farklar geçici hesaplarda izlenebilecek ve kurum kayıtlarında sona erdirilecek olup söz konusu farkın kurum kazancından gider olarak indirilmesinin mümkün bulunmadığı açıklanmıştır.2   Yine aynı konu ile ilgili olarak verilen bir diğer özelgede kayıtlı değer ile bilirkişi tarafından tespit edilen değer arasındaki farkın şerefiye ya da peştamallık olarak kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin olarak aşağıdaki açıklama yapılmıştır.3   “İştirak ettiğiniz … San. ve Tic. A.Ş.’yi kül halinde devralmanız nedeniyle yapacağınız sermaye artışının söz konusu iştirak paylarına isabet eden tutarda daha az gerçekleşmesi 5520 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartların ihlali anlamına gelmeyecektir.   – İştirakler hesabında yer alan değer ile iştirak hisselerinin itibari değerinin eşit olmaması nedeniyle oluşan farkın ise kurumun vergiye tabi kazancının tespiti ile ilgilendirilmeksizin geçici hesaplarda izlenmesi ve vergiye tabi kurum kazancının tespiti ile ilişkilendirilmeksizin kurum kayıtlarında sona erdirilmesi mümkündür.   – Dolayısıyla, şirketinizin iştirakler hesabında kayıtlı değer ile iştirak hisselerinin itibari değeri arasındaki farkın, şerefiye olarak nitelendirilmesi ve kurum kazancı ile ilişkilendirilerek kurumlar vergisi matrahından indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.”   Sonuç olarak devralan kurumun devrolunan kurumda ortaklık payının bulunduğu durumlarda iştirak paylarının kayıtlı değerleri ile itibari değerleri farklılık gösterebilmektedir. Zira çoğu durumda itibari değer kayıtlı değerden daha düşük bir değer olmaktadır. Bu durum ise devir sonrası dönemde devralan kurumun iştirakler ya da bağlı ortaklıklar hesabında kapanmamış bakiye bir değerin kalmasına neden olacaktır.   “Devir veya bölünme işlemine konu olan varlıkların kayıtlı değerleri üzerinden diğer şirketlere intikal ettirilmesi, devrolan veya bölünen şirketin ortaklarına ya da bölünen şirkete varlıkların kayıtlı değeri kadar hisse verilmesini gerektirmemektedir. Bölünen ve devralan şirketlerin karşılıklı olarak devre konu varlıkların değerlerini belirlemek suretiyle devrolan veya bölünen şirketin ortaklarının haklarını koruyacak bir değişim oranı tespit etmeleri gerekmektedir. Değişim oranının bölünen ve devralan şirketlerin hisselerinin gerçek değeri üzerinden belirlenebilmesi mümkündür.   Ancak, yapılan işlemin Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yapılan devir veya bölünme işlemi sayılabilmesi için devir veya bölünmeye konu edilen varlıklara karşılık iktisap edilen hisselerin, varlıklarını devreden şirketin ortaklarına, devreden veya bölünen şirketteki hisselerine isabet eden servet değeri ile orantılı olarak dağıtılması gerekecektir.”   3. Birleşme Primi ve Enflasyon Düzeltmesi İlişkisi 30 Aralık 2025 tarih ve 32415 sayılı R.G. yayımlanan 555 sıra No.lu VUK Genel Tebliği’nin 25’inci maddesinde; ortaklık ilişkisi içinde olunan kurumların vergisiz olarak devralınması neticesinde oluşan birleşme primi kapsamındaki müspet veya menfi farklar ile ilgili aşağıdaki açıklama yapılmıştır.   “Bu çerçevede, vergi kanunlarına göre bir aktif veya pasif kalem olmayan birleşme primi; aktif ve pasifi dengeleyici, geçici bir hesap olup, hangi hesapta izlenirse izlensin bu niteliği değişmeyecektir. Bu nedenle Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin birinci fıkrası kapsamında yapılan devir işlemleri sonucu ortaya çıkan birleşme priminin enflasyon düzeltmesinde dikkate alınmaması gerekmektedir.”   Düzenleme kapsamında birleşme primi enflasyon düzeltmesine tabi tutulmayacağı açıklanmakla beraber konu hakkında yargı yaklaşımı farklı olmaktadır. “Öz sermayenin bir unsuru olan ve niteliği itibarıyla emisyon primi mahiyetinde olan birleşme primi enflasyon düzeltmesine tabi tutulmalıdır.” (Danıştay Dördüncü Daire30.04.2008 tarih ve: 2008/1613 Karar NO)   Enflasyon Düzeltmesi Sonucu İştirakler Hesabında Oluşan Olumlu Farkların, Birleşme Durumunda Ortaya Çıkan Değer Azalışlarına Mahsup Edilip Edilemeyeceği hakkında verilen 08.03.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-925 sayılı özelgede ise “İştirakler hesabında yer alan değerin, iştirak hisselerinin itibari değerine eşit olmaması halinde aradaki müspet veya menfi farkın kurumun vergiye tabi kazancı ile ilişkilendirilmeksizin geçici hesaplarda izlenmesi gerekmekte olup enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan değer artışlarının birleşme sonucu oluşan değer azalışlarında kullanılması mümkün bulunmamaktadır.” Açıklaması yapılmıştır.   4. Sonuç ve konu ile ilgili değerlendirmemiz Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere birleşme primi olarak adlandırılan ve aktif ve pasif geçici hesapta yer alan bu tutarların… Okumaya devam et İştirak İlişkisi Bulunan Kurumlar Arası Devirlerde Birleşme Primi Oluşumu ve Enflasyon Düzeltmesi Uygulaması Karşısındaki Durumu

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

İŞ HAYATINDA “BOŞLUK” HİSSİ

Geçenlerde çalışan motivasyonu ile ilgili bir seminere katılmıştım. Alanında uzman İK yöneticilerinin katıldığı, çalışan motivasyonuna dair kapsamlı araştırmaların ve sonuçların konuşulduğu bir bölüm de vardı seminerde. Türkiye’de çalışanların %80inin çalışmak istemediğinden bahsedildi. Bu çok yüksek bir oran değil mi? “Boşluk” hissi, pek çoğumuzun zaman zaman hissettiği bir duygu olsa da iş dünyasında boşluk hissi motivasyonsuzluktan çok daha fazlası; yaptığın işte anlam bulamamak, kendini “robot gibi” hissetmek (bunu bir iş arkadaşım tanımlamıştı), kendinizi çalıştığınız ortama, o ekibe ait hissedememek, çabalarınızın görülmediğini düşünmek… Bu liste böyle uzar gider. Aslına bakılırsa “boşluk” duygusu bir şey hissetmekten çok “hissedememekten” kaynaklanıyor; ait hissedememek, değerli hissedememek, anlamlı hissedememek, bağlı hissedememek…   Eğer burada yazdıklarım size temas ediyorsa lütfen okumaya devam edin.   Dr. Jonice Webb’in Boşluk Hissi kitabında farklı ebeveyn türlerinin çocuklarda nasıl “boşluk hissine” neden olduğunu ve bu durumun nasıl düzeltileceği anlatıyor. Ben de Sayın Ergün GÜLTEKİN’in aklına gelen fikir sayesinde genel olarak şirketlere bulunabilecek 5 çeşit yönetici türünün çalışanlar üzerinde nasıl “boşluk hissi” oluşturabileceğini ve bu duyguyla başa çıkabilmek için neler yapabileceğinizi incelemek istedim. En son kısımda depoyu doldurmak bölümünü okumayı da unutmayın.   1-) Sosyopat Yönetici Buradaki sosyopat ifadesini bir yasayı çiğneyen veya bir suç işleyen birisi olarak düşünmeyin çünkü genelde sosyopat insanlar nazik ve özverili bir izlenim yaratırlar. İş dünyasında sosyopat bir yöneticiniz varsa size söylediği, yaptığı herhangi bir kötü muamele için suçluluk veya rahatsızlık hissetmez çünkü onda eksik olan duygu: vicdandır. Başkalarının sözlerini kendi amaçları uğruna değiştirebilir, işler ters gittiğinde diğerlerini suçlayabilir. Bunun en güzel göstergelerinden biri de sizi incitmesi ve daha sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmasıdır; üstelik kötü hissettiğiniz için sizi suçlar ve duygularınızı küçümser. Örneğin sizi herkesin içinde küçük düşüren bir yönetici bir dakika sonra duygularınızın ve gururunuzun ne kadar incindiğini umursamadan sizinle normal diyalog kurmaya devam eder, alındığınızı fark ederse de sizi fazla hassas olmakla suçlar ve sadece sizin iyiliğinizi düşündüğünü söyleyerek sizi suçlu hissettirir. Bu şekilde üstünüzde kontrol yaratmaya çalışır. Sonuçta duygusal olarak çok yıpranır ve tükenmişlik yaşarsınız.   2-) Narsist Yönetici: Onlar herhangi bir ofisin “kralları ya da kraliçeleri”dir. Bu üstünlüğünü onlara kanıtlayan kişilere yönelirler. Muhtemelen ofiste bir tane “Kutsal” çalışanı bulunabilir, bu kişinin diğerlerinden öne çıkan bir özelliği bulunur (işteki başarısı, fiziksel, kültürel veya başka bir parametrede). Birisi onların görkemli hislerine darbe indirdiği zaman zor bir insana dönüşürler. Yanılmış olmaktan, hata yapmış olmaktan, başarısız olmaktan veya “öyle görünmekten” nefret ederler ve bunu daima başkalarına atfederler. Sadece kendi konuştuklarını duymak islerler. Ekibinin başarılarını kendi başarısı gibi, başarısızlıkları da onların başarısızlığı gibi yansıtır, ihtiyaçlarını dile getirmeye çalışan çalışanları bencil ve düşüncesiz olarak etiketler. Bu tarz yöneticilerle çalışmanın yarattığı en büyük sıkıntı sizin emeklerinizin sürekli olarak gölgelenmesi ve yapmadığınız şeyler yüzünden sorumlu tutulmaktır.   3-) Depresif/Yaslı Yönetici Depresif Yöneticiler kendi iç dünyalarında yönetemedikleri fırtınalı duyguları farkında olmadan iş hayatına taşıyabilirler. Sürekli yorgun, karamsar ve düşük enerjili olmaları size de yansır ve ekibin motivasyonunu etkileyebilir. Özellikle yönlendirmeye, desteğe ihtiyacı olan çalışanlara gerekli yönlendirmeyi veremeyecek olan lider, bu çalışanı zaman içinde kaybedebilir. Diğer çalışanların hevesle çalışmaları, başarıları ve olumlu katkıları tekrar tekrar onaylanmadığında ve görülmediğinde çalışanlara bu başarıların “çok da önemli olmadığı” mesajı verilmiş olur. Buna ek olarak, bir sorunla karşılaştığınızda başvuracağınız iş bitirici, güvenilir bir yöneticinin bulunmaması, sizin ve ekibin üstünde stres ve baskıyı arttırabilir. İç dünyasıyla meşgul olan yönetici karar vermekte gecikir, hedefleri netleştiremez, ekibinin ihtiyaç duyduğu rehberliği sunamaz ve süreçler belirsizleşir. Bu durum sizde zamanla “boşa uğraşıyorum” hissini uyandırabilir ve zamanla ekipten kopmalarına, ekip içi iletişimin zayıflamasına, çaresizlik hissine neden olabilir.   4-) İşkolik Yönetici İşkolik yöneticiler hayatlarını işe adadıkları için sizden de bu davranışı görmek isterler. Mola saatlerini kullanmaz, mesai bittiğinde çalışmaya devam eder, hafta sonları bile çalışmaya devam eder hatta yıllık izinde bile çalışırlar, kendisi bundan mutlu olduğu sürece bunda bir sorun yoktur ancak sizden de sürekli bu performansı görmek isterler. Molalarınızı kullandığınızda, yıllık izne çıkmak istediğinizde, mesaiye kalmaktan yorulduğunuzu ve hafta sonu biraz kendinize zaman ayırmak istediğinizi söylediğinizde sizi tembellikle, bencillikle, sorumsuzlukla suçlayabilir. Bu yoğun tempoya rağmen hala hak ettiğiniz takdiri alamamak ve dinlenme zamanlarınızı şirkete borçlu hissederek yaşamak zamanla tükenmişliğe, yaptığınız işte anlam bulamamaya yol açabilir.   5-) Otoriter ve Mükemmeliyetçi Otoriter yöneticiler ekibinden çok fazla şey bekler. Koyduğu katı kuralların gerekçelerini bile açıklamadan itaat beklerler ve kurallara katı bir şekilde uyulmasını beklerler. Otoriter yöneticiler sorunları veya fikir ayrılıklarını konuşarak çözmek yerine, tek taraflı kararlar verir. Bu tarzda yöneticiler insanları olduğu gibi değil kendi zihinlerinde olması gerektiği gibi görür ve öyle davranmalarını bekler, bireysel farklılıkları, sizin hislerinizi veya beklenmedik problemleri dikkate almazlar. Sadece hatalara, olumsuzluklara, katı kurallara odaklanırlar; başarılar, güzel gelişmeler “zaten olması gereken şeyler” olarak görüldüğü için takdir veya tebrik etmez.   Yazının bu bölümünde iş hayatında karşılaşma ihtimalinizin ve “boşluk” hissi yaratma ihtimalinin yüksek olduğunu düşündüğüm yönetici türlerini tanımladım. Şimdi de sizin iç dünyanıza yönelik içinizdeki boşluk duygusunu tanımak odaklı devam etmek istiyorum. Bu anket, herhangi bir araştırmada geçerliliği ispatlanmamış olmakla birlikte gözlemlerim sonucu edindiğim fikirlerden yararlanarak oluşturuldu. Bu maddeler herhangi bir tanı değeri taşımaz, sadece hissettiğiniz duyguları tanımanıza; bu duygularla başa çıkmak ve “depoyu doldurmak” için neler yapabileceğinize odaklanmanızda yardımcı olabilir. Bu hisler şöyle özetlenebilir;   Çabalarınızın, yaptığınız işin hatta varlığınızın bir anlamı olmadığına inanır ve, işte geçirilen zamanı “boşa” harcadığınızı düşünürsünüz. Çalışmak sizde “para kazanmak için katlanılan bir zorunluluk” haline dönüşür. Kendi bedeninizden, duygularınızdan, düşüncelerinizden koparak görevleri sorgulamadan yerine getiren, otomatikleşmiş bir “makine” gibi hissedersiniz Günü bitirmekten başka bir hedefiniz olmadığı için sadece çıkış saatine odaklanırsınız. Kendi kararlarını verme alanının azalması yüzünden “kontrol kaybı” duygusu yaşarsınız. Sürekli izleniyor/ dinleniyor gibi hissetmenin yarattığı tedirgin ve kaygılı ruh hali yüzünden tükenmiş ve kaygılı hissedersiniz. İşe karşı heyecan, merak ya da tatmin hissedemez, yaptığınız işin hatta varlığınızın bir anlamı olmadığını düşünür ve yaptığınız şeyin değerini sorgularsınız. İnsan olarak değer görmediğinizi; çalıştığınız şirketle, yöneticinizle veya ekibinizle samimi bir “bağ” kuramadığınızı hissedersiniz Çabalasanız dahi ne maddi ne manevi bir karşılık alamayacağınıza inandığınız için ümitsizlik, çaresizlik duygusu yüzünden minimum eforda çalışırsınız.   Bu listede size temas eden maddeler oldu mu? Eğer olduysa okumaya devam edin. Çünkü bu hisleri taşımak çok zor ve boşluk hissi günden güne sizi daha da geriye çekiyor. Depoyu doldurmadan önce ilk yapmanız gereken şey duygularınızı ve ne hissettiğinizi… Okumaya devam et İŞ HAYATINDA “BOŞLUK” HİSSİ

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

4857 SAYILI İŞ KANUNU 30. MADDESİ GEREĞİ ENGELLİ İŞÇİ ÇALIŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ İLE İLGİLİ TÜM BİLİNMESİ GEREKENLER

Devletler, engellilerin çalışma hakkını diğerleriyle eşit bir şekilde tanır ve bu hak, engellilerin açık, kapsayıcı ve erişilebilir nitelikte bir iş piyasası ve çalışma ortamında, serbestçe seçtikleri bir işte hayatlarını kazanmaları fırsatını da içerir. Taraf Devletler, çalışırken sakatlananlar dâhil tüm engellilerin çalışma hakkının hayata geçmesini, yasama tedbirleri dâhil uygun tüm tedbirleri alarak, güvence altına almalıdır. Hem ulusal hem de uluslararası mevzuatta tüm engelliler için düzenlemelere yer verilmiştir. Ulusal Mevzuatımızda tanım olarak;   Engelli: Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişilerden tüm vücut fonksiyon kaybının en az yüzde kırk olduğu sağlık kurulu raporu ile ispatlanan kişileri ifade eder.   Engelli İstihdam Zorunluluğunda Hesaplama Biçimi ve Sayının Tespiti: 4857 sayılı İş Kanunu 30. Maddesi uyarınca, işverenler, elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör işyerlerinde yüzde üç engelli, kamu işyerlerinde ise yüzde dört engelli işçiyi meslek, bedenen ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlüdürler.   İş Kanunu 4. Maddesine göre tarım ve orman işyerleri, 50 kişiye kadar( 50 dahil) İş Kanunu kapsamında bulunmadığından, bu nitelikteki işyerleri, 51 ve üzerinde işçi çalıştırdığı takdirde engelli çalıştırmak zorunda kalacaktır.   İşverenin çalıştıracağı engelli işçi sayısı, aynı il sınırları içinde birden fazla işyeri varsa, işyerlerinde bulunan toplam işçi sayısına göre hesaplanır. Farklı illerde bulunan işyerleri için hesaplama o il içerisinde çalışan personel sayısı üzerinden yapılacaktır.   İşçi sayısının tespitinde, belirli ya da belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan tüm işçiler dikkate alınır.   Kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanlar, çalışma süreleri dikkate alınarak tam süreli çalışmaya dönüştürülür ve işyerindeki tam süreli çalışan işçi sayısına ilave edilir. İşyerinde kısmi süreli olarak çalıştırılan engelli işçi bulunması halinde bunlar da çalışma süreleri dikkate alınarak tam süreli çalışmaya dönüştürülür ve toplam işçi sayısından düşülür.   Oranın hesaplanmasında yarıma kadar kesirler dikkate alınmaz. Yarım ve daha fazla olan kesirler tama dönüştürülür.   İşçi sayısının tespitinde yer altı ve su altı işlerinde çalışanlar hesaba katılmaz. 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanuna göre kurulan özel güvenlik şirketleri ile kurumların kendi ihtiyacı için kurduğu güvenlik birimlerinde güvenlik elemanı olarak çalışan işçiler engelli işçi sayısının tespitinde dikkate alınmaz. Çalıştırılan engelli işçiler, toplam işçi sayısının hesabında dikkate alınmaz.   Engelli İşçi Temini ve Süreler: Kamu ve özel sektör işverenleri, çalıştırmakla yükümlü oldukları engelli işçileri Kurum aracılığıyla sağlar. Kurum aracılığı olmadan engelli istihdam eden özel sektör işvereni engellinin işe başlama tarihinden itibaren bu durumu en geç onbeş iş günü içinde Kuruma bildirmesi ve tescil ettirmesi zorunludur. Kurum tarafından tescili yapılmayan işçi engelli statüsünde değerlendirilmez. İşyerinin işçisi iken engelli duruma düşenlere öncelik tanınır.   Kamu ve özel sektör işverenleri, çalıştırmakla yükümlü bulundukları işçileri, yükümlülüğün doğmasından itibaren beş iş günü içinde niteliklerini de belirterek Kurumdan talep eder. Taleplerde, işyerinde yapılan işin gerektirdiği ağırlıklı vasıfların üstünde istihdamı zorlaştırıcı şartlar öne sürülemez. Özel sektör işvereni, engelli açığını yükümlülüğün doğduğu andan itibaren otuz gün içinde karşılamak zorundadır. Kurum, özel sektör işvereninin engelli talep tarihinden itibaren en geç on gün içinde, başvuranlardan nitelikleri uygun engellileri durumlarını ve niteliklerini belirten belgelerle birlikte işverenle görüştürür. İşveren bu görüşmeden itibaren engelli açığını, en geç on beş gün içinde, Kurum tarafından görüştürülenler ya da Kurum portalında kayıtlı diğer engelli iş arayanları bizzat seçerek veya kendi imkanlarıyla temin edeceği engelliler arasından karşılar. İşe alınanları ve alınmayanları, alınmayış nedenlerini de belirterek Kuruma bildirir.   Çalışırken özürlü olan ve iş akdi feshedilmeyenler için tescil talebinde bulunulması halinde gerekli belgelerine istinaden Türkiye İş Kurumunca o işçinin engelli olarak tescili yapılır.   Engellilerin Çalışma Koşulları: İşe uygun işçi kuramı dikkate alınarak işverenler, işyerlerini engellilerin çalışmalarını kolaylaştıracak ve işin engelli çalışana uygunluğunu sağlayacak şekilde hazırlamak, sağlıkları için gerekli tedbirleri almak, mesleklerinde veya mesleklerine yakın işlerde çalıştırmak, işleriyle ilgili bilgi ve yeteneklerini geliştirmek, çalışmaları için gerekli araç ve gereçleri sağlamak zorundadırlar. Uygun koşulların varlığı halinde çalışma sürelerinin başlangıç ve bitiş saatleri iş kanunlarında belirtilen sürelerden az olmamak koşuluyla, engellinin durumuna göre belirlenebilir.   Çalışan engellilerin aleyhine sonuç doğuracak şekilde, diğer kişilerden farklı muamelede bulunulamaz.   Engelli İşçi Çalıştırılamayacak İşler: Yer altı ve su altı işlerinde engelli işçi çalıştırılamaz. Ayrıca engelliler, sağlık kurulu raporunda çalıştırılamayacakları belirtilen işlerde çalıştırılamaz.   Engelli Çalıştırma Yükümlülüğüne Uymamanın Cezası: Engelli işçi çalıştırılmasına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği tespit edilen işveren hakkında 4857 sayılı İş Kanununun 101 inci maddesinde belirtilen idari para cezası, işyerinin bulunduğu yerdeki Kurum İl Müdürü tarafından doğrudan verilir. Uygulanan cezaya rağmen kontenjan açığını kapatmayan işverene kontenjan açığını kapatıncaya kadar idari para cezası uygulanmaya devam edilir. 2025 yılı için işverene çalıştırmadığı her engelli ve çalıştırmadığı her ay için 30.081,00.-TL idari para cezası uygulanacaktır.   Engelli Çalıştıranlara Uygulanan SGK Teşviki: Özel sektör işverenlerince 4857 sayılı İş Kanunu 30. maddesi 2008/77 Sayılı Genelge kapsamında çalıştırılan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa tabi engelli sigortalıların, prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan sigorta primine ait işveren hisselerinin tamamı, kontenjan fazlası engelli çalıştıran, yükümlü olmadıkları halde engelli çalıştıran işverenlerin bu şekilde çalıştırdıkları her bir engelli için prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan sigorta primine ait işveren hisselerinin tamamı Hazinece karşılanır.   Teşvikten yararlanma şartları; Engelli sigortalı çalıştırılması, Aylık prim ve hizmet belgesi Kuruma yasal süresinde verilmiş olması, Primler ödenmiş olması Sosyal Güvenlik Destek Primine tabi çalışan sigortalılardan ve yurtdışında çalıştırılan sigortalılardan dolayı bu teşvikten faydalanılamaz   İndirimden yararlanmak isteyen engelli çalışan, nüfus kimlik kartı örneği ve çalıştığı işyerinden alacağı hizmet erbabı olduğunu gösterir belge ile birlikte illerde Defterdarlık Gelir Müdürlüğüne, bağımsız Vergi Dairesi bulunan İlçelerde Vergi Dairesi Müdürlüğüne, diğer ilçelerde Mal Müdürlüğü’ne bir dilekçe ile başvurmak zorundadır. Başvuruyu alan yer, gerekli formları düzenleyerek bir yazı ile çalışanı, bu hususta sağlık kurulu raporu vermeye yetkili en yakın hastaneye sevk eder. Sağlık kurulu raporu ile belirlenen derecelerde engelli olduğu tespit edilenlerin indirimden yararlanması için gerekli işlemler, başvurunun yapıldığı ilgili Vergi Dairesi ya da Mal Müdürlüğü tarafından yapılır.   Ulusal / Uluslararası Mevzuatlarda engelli işçiler için toplumsal / yaşam koşulları / çalışma koşullarında yaşanan problemlerinin çözümü için arayışlar devam etmektedir. Çözümlenemez gibi görülen pek çok toplumsal problem insan aklı ve zekası marifetiyle kolaylıkla çözüm bulunabilmektedir. Yukarıda anlatılan tespit ve ifadeler… Okumaya devam et 4857 SAYILI İŞ KANUNU 30. MADDESİ GEREĞİ ENGELLİ İŞÇİ ÇALIŞTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ İLE İLGİLİ TÜM BİLİNMESİ GEREKENLER

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

BAĞIMSIZ DENETİM: EKONOMİK GÜVENİN GÖRÜNMEZ SİGORTASI

Ekonomik sistemler, görünmez bir güven ağı üzerine inşa edilir; bu ağın zayıflaması, sadece şirketleri değil, tüm piyasa istikrarını tehdit eder. 2023 yılında ABD’de Silicon Valley Bank (SVB) ve Signature Bank gibi büyük bankaların iflası, 2008 krizinden bu yana yaşanan en büyük finansal çöküşlerden bazılarıydı. SVB’nin iflası, 2008 mali krizinden bu yana ABD tarihindeki en büyük ikinci banka iflası olarak kaydedildi . 2008 krizinden bu yana defalarca benzer şoklara tanık olduk. Panikle parasını çekmek isteyen müşteriler, piyasalarda domino etkisi yaratan çöküşler… Hepsi aynı soruya işaret ediyor: “Biz bu riskleri önceden görebilir miydik?”   Cevap aslında evet. Çünkü bağımsız denetim, yalnızca rakamların doğruluğunu kontrol etmekle kalmaz; aynı zamanda yatırımcının güvenini, bankaların kredi verme kararlarını, çalışanların iş yerindeki güven duygusunu ve devletin mali denetim süreçlerini korur.   Bir anlamda denetçi, finansal tabloların arkasındaki görünmez riskleri açığa çıkaran bir “güven müfettişi”dir. Şirketin bilançosunda belki gözden kaçan küçük bir çatlak, piyasanın çökmesine yol açabilir; işte denetçi bu çatlakları önceden tespit eder ve şirket ile toplum arasında güven köprüsünü kurar.   Bağımsız denetim sayesinde, sadece geçmişteki işlemler kontrol edilmez, aynı zamanda şirketin gelecekteki sürdürülebilirliği ve kriz anlarındaki dayanıklılığı için de önlem alınır. Yani bir banka, şirket ya da yatırımcı, denetim raporuna güvenerek bilinçli kararlar alabilir ve büyük finansal kayıpların önüne geçilebilir. Güvenin Olmadığı Yerde Ticaret Yürür mü? Ekonomi, koca bir güven zinciridir. Yatırımcı, şirketin yayınladığı finansal rapora güvenmezse yatırım yapmaz. Banka, bilançonun sağlam olduğundan emin değilse kredi açmaz. Devlet, beyan edilen rakamların doğru olduğuna inanmazsa vergi gelirleri riske girer. Çalışan bile, şirketin ayakta kalacağına güvenmezse orada çalışmaya devam etmez.   İşte bağımsız denetim bu güvenin sağlanması için vardır. Denetçi, şirketin hazırladığı finansal tabloları titizlikle inceler, riskleri ortaya koyar ve “Bu rapor gerçeğe uygun mudur?” sorusuna yanıt verir.   Riskleri Görmek: Çimento Nerede Çatlıyor? Şirketler çoğu zaman büyük rakamlar, uzun bilançolar ve karmaşık tablolar yayınlar. Ama gerçek soru şudur: Bu tabloların ardında hangi riskler gizli?   Bağımsız denetim, işte bu “gizli çatlakları” ortaya çıkarmak için kritik önemdedir. Denetçi, finansal tabloların yüzeyindeki kârlılığı veya sağlamlığı değerlendirirken aynı zamanda potansiyel riskleri de inceler.   Denetim sürecinde üç ana risk ön plana çıkar: Kredi riski: Alacakların tahsil edilip edilemeyeceği. Örnek: Bir şirket yüksek satış rakamları açıklıyor olabilir, ancak müşterilerden tahsilat gecikmeleri varsa, görünürde kârlı tablo gerçekte nakit sıkıntısı yaratabilir. Likidite riski: Borçların zamanında ödenip ödenemeyeceği. Örnek: 2023’te iflas eden bazı bankalarda olduğu gibi, kısa vadeli borçların nakit akışıyla karşılanamaması sistemik kriz yaratabilir. Piyasa riski: Faiz, döviz ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmaların şirkete etkisi. Örnek: Döviz kuru dalgalanmalarıyla yurtdışı borcu olan şirketlerin ödeme yükümlülükleri hızla artabilir. Bazen şirketin “kârlı göründüğü” tabloda tahsil edilemeyen alacaklar yığılıp kalır ya da borçların vadesi yaklaşıyordur ama nakit akışı bunu karşılamaya yetmez. İşte bağımsız denetim, bu çatlakları görünür kılar.   Konkordato: Kriz Anında Bir Çıkış Kapısı Şirketler, finansal sıkıntıya girdiklerinde iflasın eşiğine gelebilir. İşte burada konkordato süreci devreye girer. Konkordato, borçlu şirketlerin alacaklılarıyla anlaşarak borçlarını yeniden yapılandırmasına olanak tanır ve iflasın önüne geçer. Amaç: Şirketi ayakta tutmak, iflası önlemek ve istihdamı korumak. Örneğin, Türkiye’de son yıllarda konkordato ilan eden birçok KOBİ, bu süreç sayesinde faaliyetlerini sürdürebilmiş ve çalışanlarını koruyabilmiştir.   Bağımsız denetimin rolü: Denetçi, şirketin mali durumunu tarafsız ve şeffaf bir şekilde ortaya koyar. Bu raporlar, konkordato başvurusunun gerçekçi ve güvenilir olmasını sağlar. Riskler doğru şekilde raporlanmazsa, sürecin güvenilirliği zedelenir ve alacaklıların onayı tehlikeye girer. Yani bağımsız denetim, sadece geçmişi doğrulamakla kalmaz; kriz anında da bir güven unsuru olarak şirketin geleceğini korur. Denetim sayesinde, hem alacaklılar hem yatırımcılar hem de şirket yönetimi bilinçli kararlar alabilir, iflas yerine yeniden yapılandırma ve sürdürülebilirlik sağlanabilir.   Tarihten Dersler Dünya ekonomisi bize defalarca önemli dersler verdi; denetim işlevini kaybettiğinde güvenin ve piyasanın nasıl sarsıldığını gösterdi.   BF Borgers – Sahte Denetim Belgeleriyle 500’ün Üzerinde Yanıltıcı Beyan ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC), BF Borgers ve sahibi Ben Borgers’i, 1.500’den fazla kamu şirketinin SEC dosyalarında sahte denetim belgeleri kullanarak finansal raporları onaylamakla suçladı. Denetim belgeleri, aslında hiç yapılmamış toplantıları ve incelemeleri içeriyor, bu da denetim süreçlerinin tamamen sahte olduğunu gösteriyor. Bu durum, yatırımcı güvenini ciddi şekilde sarstı ve denetim firmalarının sorumluluğunu gündeme getirdi. SEC+1Armstrong Teasdale LLP   Super Micro – EY’nin İstifası ve İç Kontrol Zafiyetleri ABD merkezli teknoloji firması Super Micro, 2024’te denetim firması EY’nin, şirketin iç kontrol sistemlerindeki zafiyetler ve şüpheli işlemler nedeniyle istifa etmesinin ardından büyük bir değer kaybı yaşadı. EY, şirketin yönetimi ve denetim komitesinin güvenilirliğinden şüphe ederek finansal raporların doğruluğunu sorguladı. Bu durum, şirketin piyasa değerinin bir günde 9 milyar dolar erimesine yol açtı. Barron’s+1   Stenn – Deloitte ve Azets’in Denetim Hataları Birleşik Krallık merkezli fintech şirketi Stenn, 2024’te iflas etti ve Deloitte ile Azets’in 2017, 2018, 2022 ve 2023 yıllarına ait denetimlerinin yetersiz olduğu gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Şirketin finansal işlemleri, şüpheli ilişkiler ve kara para aklama iddiaları nedeniyle denetim firmalarının sorumluluğu sorgulandı. The Times   Lufax – PwC’nin Denetimden Çekilmesi ve EY’nin Yeniden Denetimi Çin merkezli finansal teknoloji şirketi Lufax, PwC’nin, şirketin denetim komitesinin bağımsızlığı ve ilişkili taraf işlemleri konusundaki endişeleri nedeniyle denetimden çekilmesinin ardından, EY’yi 2022 ve 2023 yıllarına ait finansal tablolarını yeniden denetlemek üzere görevlendirdi. Bağımsız bir soruşturma, şirketin kârlarını %15 oranında fazla bildirdiğini ortaya koydu. Financial Times   AmeriCorps – 2024 Mali Yılı Denetim Başarısızlığı ABD hükümetine bağlı AmeriCorps kurumu, 2024 mali yılı için denetim raporunu sunamadı. Bu durum, kurumun mali yönetimi ve denetim süreçlerindeki eksiklikleri gündeme getirdi ve kamu kaynaklarının etkin kullanımı konusunda soru işaretleri oluşturdu   Bu örnekler, denetim süreçlerindeki eksikliklerin denetim işlevini kaybettiğinde şirketlerin finansal sağlığını ve piyasa güvenini nasıl zedeleyebileceğini göstermektedir.   Denetim, sadece geçmişi raporlamakla kalmayıp, aynı zamanda geleceği güvence altına almak için kritik bir rol oynamaktadır.   Denetçinin Sessiz Rolü Denetçiler süper kahraman pelerini takmaz. Çoğu zaman kalın dosyaların arasında kaybolur, uzun geceler boyunca sayılar ve tablolarla boğuşur. Ama yaptıkları iş, ekonominin en kritik sigortasıdır. Çünkü denetçi, şirket ile toplum arasında görünmez bir güven köprüsü kurar ve finansal sistemin temel taşlarını korur: Yatırımcının sermayesi: Doğru denetim sayesinde yatırımcı, riskleri görebilir ve bilinçli kararlar alabilir. Bankaların açtığı krediler: Bankalar, denetim raporlarına dayanarak kredi verir; aksi takdirde likidite krizleri ve iflaslar yaşanabilir. Devletin vergi gelirleri: Denetim, vergi beyanlarının doğruluğunu teyit ederek kamu kaynaklarının korunmasını sağlar. Çalışanın… Okumaya devam et BAĞIMSIZ DENETİM: EKONOMİK GÜVENİN GÖRÜNMEZ SİGORTASI

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

FİNANSAL KİRALAMA İŞLEMLERİNDE KDV ORANI

Şirketler, paranın zaman değerinin çok önemli olduğu şu dönemlerde, yatırım yaparken sermayelerini tek seferde bağlamak yerine daha farklı finansman yöntemlerini seçmektedirler. Finansal kiralama, bu noktada öne çıkarak işletmelere ihtiyaç duydukları varlıklara sahip olmadan, yalnızca kullanma hakkı karşılığında ödeme yapma imkânı tanır.   Şirketler, özellikle yüksek tutarlı makine, ekipman, taşıt alımlarında finansal kiralama yöntemini tercih etmektedirler ve yüksek maliyetli bir varlığı satın almak yerine kiralayarak hem nakit akışlarını korur hem de yatırım maliyetini uzun vadeye yayar. Bu yönüyle finansal kiralama, işletmelere krediye alternatif bir çözüm sunar ve nakit yönetiminde avantaj sağlar.   Finansal kiralama  işlemlerindeki     KDV      avantajı     ise    şöyle değerlendirilebilir. Finansal kiralama işlemi yapılmamış olsaydı; işletme, (teşvik belgesi olmadığı varsayımıyla) toplam bedel üzerinden peşin olarak KDV ödemek zorunda kalacaktı. Oysa finansal kiralama işlemlerinde KDV, kiralama bedelleri üzerinden taksitlendirilmiş şekilde ödenir. Ayrıca “Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararın” 1 sayılı ekli listesinde bazı mal ve hizmetlerin KDV oranları %1 olarak belirlenmiştir.   1 sayılı listenin 16.bendi aynen şöyledir: “16- (2011/ 2604 sayılı BKK ile eklenen Yürürlük: 27 Aralık 2011) 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca Yatırım Teşvik Belgesi sahibi mükelleflere belge kapsamındaki makine ve teçhizatın 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa göre finansal kiralama şirketleri tarafından kiralanması,   Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’nin Finansal Kiralama Yoluyla Makine-Teçhizat Alımlarında Uygulama başlıklı II.B.5.3 bölümü ise aynen şöyledir: “6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu211, 2012/3305 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı212 eki Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar ile bu Kararın uygulanmasına ilişkin 2012/1 No.lu Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin Tebliğ uyarınca, finansal kiralama şirketleri aracılığıyla gerçekleştirilecek yatırımlar için finansal kiralama şirketi adına ayrı bir teşvik belgesi verilmeyecektir.   Bu belgeye istinaden, finansal kiralama şirketi, yatırımcının teşvik belgesi dikkate alınarak bu yatırım teşvik belgesi eki listede yer alan ve yatırımcıya kiralanacak olan makine ve teçhizatı Kanunun (13/d) maddesindeki istisna kapsamında temin edebilir. Finansal kiralama şirketinin bu kapsamda temin edeceği makine ve teçhizatı, ilgili mevzuat uyarınca kiracının kullanımına bırakması ise “teslim” hükmünde olmadığından genel esaslara göre KDV’ye tabidir.”   Yukarıda mevzuat hükümlerine yer verildiği üzere; teşvik belgesine sahip şirketler iktisap edecekleri iktisadi kıymetlerini finansal kiralama kapsamında kiraladıklarında, bu kiralama işlemleri %1 KDV ye tabi olacaktır. Kiralayan taraf olan leasing şirketi ise teşvik belgesine bağlı olarak KDV ödemeksizin iktisadi kıymeti iktisap edecektir.   Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararın 1 sayılı listesinin 17. Bendi yine finansal kiralama işlemleriyle ilgili olup, aynen şöyledir: 17- (2011/ 2604 sayılı BKK ile eklenen Yürürlük: 27 Aralık 2011) 20/12/2010 tarihli ve 2010/1180 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelinin; (Gümrük tarife istatistik pozisyonları belirtilen iktisadi kıymetler tablosu) gümrük tarife istatistik pozisyonlarında yer alan ve amortismana tabi iktisadi kıymet niteliği taşıyan makine ve cihazların (kullanılmış olanları iie aksam, parça, aksesuar ve teferruattan hariç) finansal kiralamaya konu olmak üzere, 3226 saydı Finansal Kiralama Kanununa göre finansal kiralama şirketlerine teslimi ve bu malların finansal kiralama şirketleri tarafından katma değer vergisi mükellefleri ile işlemleri katma değer vergisinden istisna edildiği için katma değer vergisi mükellefiyeti bulunmayan ancak kazançları bilanço esasına göre tespit edilen gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine kiralanması ve teslimi,”   Buna göre; 17. bent hükmü gereğince finansal kiralamaya konu ilgili iktisadi kıymet; belirtilen gümrük tarife istatistik pozisyonlarında yer alıyorsa, kiralama şirketlerine teslimi ve bu malların finansal kiralama şirketleri tarafından tesliminde KDV oranı %1 olarak uygulanacaktır. Uygulamada sıkça karşılaşılan hatalardan birisi finansal kiralama işlemine konu iktisadi kıymetin her halükârda KDV oranın %1 olarak değerlendirilmesidir. Nitekim her finansal kiralama işleminde KDV oranı %1 uygulanmayacaktır.   Özetle; 1 sayılı listenin 16 ve 17. bent hükümlerini birlikte değerlendirdiğimizde, – 16.bende göre; teşvik belgesi sahibi mükellefler finansal kiralamaya konu iktisadi kıymeti kiraladıklarında, gümrük tarife istatistik pozisyonunun bir önemi olmayıp KDV oranı %1 olarak uygulanacaktır. – 17.bende göre; teşvik belgesinin olmadığı durumlarda; finansal kiralamaya konu iktisadi kıymetin finansal kiralama şirketi tarafından iktisabında ve finansal kiralama şirketi tarafından kiralanması işleminde, KDV oranının %1 olabilmesi için, iktisadi kıymetin kesinlikle karardaki gümrük tarife istatistik pozisyonunda olması gerekmektedir.   Gökhan Uslu Ortak, Vergi LinkedIn

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

GELİŞİM VE DAYANIKLILIK YOLUNDA TÜRK ŞİRKETLERİ: KURUMSALLAŞMA, REKABET VE DANIŞMANLIK İHTİYACI

Türkiye ekonomisinin temel dinamiğini şirketler oluşturuyor. Ancak kurulan şirketlerin önemli bir bölümü birkaç yıl içinde kapanıyor, uzun ömürlü olanların sayısı sınırlı kalıyor. Kurumsallaşma eksiklikleri, kısa vadeli finansman anlayışı, teknolojiye geçişte yavaşlık ve dış hizmet/ danışmanlığa mesafeli yaklaşım, Türk şirketlerinin küresel ölçekte büyümesinin önündeki en büyük engellerden biri. Bu makalede Türkiye’deki şirketlerin yapısı, güçlü ve zayıf yönleri, dünyadaki örneklerle karşılaştırmalı bir değerlendirme ve geleceğe dair öneriler ele alınacaktır.   Türkiye’de Şirketlerin Genel Görünümü Türkiye’de 2 milyondan fazla aktif şirket Her yıl ortalama 100-110 bin yeni şirket kuruluyor, ancak 40-50 bin şirket kapanıyor. Ortalama yaşam süresi 7-8 yıl, gelişmiş ülkelerde ise bu süre 15-20 yıl. Şirketlerin %95’i KOBİ ölçeğinde; büyük ölçekli ve çok uluslu şirketlerin oranı oldukça düşük. Kurumsallaşma ve Aile Şirketleri Türkiye’de şirketlerin %90’ı aile şirketi niteliğinde. %30’u ikinci kuşağa, sadece %10’u üçüncü kuşağa aktarılabiliyor. Yönetimde profesyonelleşmeye direniş, kararların kişiselleşmesi, aile içi çatışmalar uzun vadeli büyümeyi sınırlandırıyor. İhracat ve Küresel Rekabet Türkiye’nin ihracatı 250 milyar dolar seviyelerine ulaşsa da, dünya ticaretinden aldığı pay %1 civarında. Güçlü olunan sektörler: otomotiv, beyaz eşya, tekstil, savunma Zayıf olunan alanlar: yüksek teknoloji, markalaşma, Ar-Ge yatırımları. Şirketlerin Yaptığı Bariz Hatalar Stratejik planlama eksikliği Finansman yönetiminde aşırı kısa vade odaklılık Profesyonel kadrolara yatırım yapmamak İhracatta düşük fiyat rekabetine saplanmak Dış danışmanlık ve hizmetlere direnç Dayanıksızlığın Temel Nedenleri Finansal Eksiklikler: Sermaye yetersizliği, borçlanmada kısa vadeye bağımlılık Teknik Eksiklikler: Dijitalleşmede geri kalmak, verimliliğin düşük olması Organizasyonel Eksiklikler: Görev ve sorumlulukların belirsizliği İnsan Kaynakları Eksiklikleri: Nitelikli personelin elde tutulamaması Yüksek Teknolojiye Geçişte Engeller Ar-Ge harcamaları milli gelirin %1’i düzeyinde, OECD ortalaması %2,5-3. Üniversite-sanayi işbirliği sınırlı. Risk sermayesi fonları ve girişim sermayesi yeterince gelişmemiş. İnovasyon kültürü zayıf, kısa vadeli kâr odaklılık baskın. Türk Şirketlerinin Dış Hizmet ve Danışmanlığa Mesafesi Türk şirketlerinde danışmanlık, çoğu zaman ekstra maliyet olarak görülüyor. Güven eksikliği, gizlilik endişeleri ve dışarıdan gelecek fikirlere kapalı olma yaygın. Oysa ABD ve Almanya’daki şirketler, her yıl bütçelerinin belirli bir yüzdesini danışmanlık ve dış hizmetlere ayırıyor. Japonya’da şirketler, özellikle süreç iyileştirme (Kaizen), yalın üretim ve kalite yönetimi gibi konularda dış uzman desteğini sistematik olarak kullanıyor. Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye’ye Yansımaları ABD: Stratejik yönetim, teknoloji dönüşümü ve insan kaynakları danışmanlığı yaygın; şirketlerin ölçek büyütmesinde kritik rol oynuyor. Almanya: Sanayi şirketleri, dış Ar-Ge ve mühendislik firmalarıyla ortak çalışarak verimliliği artırıyor. Japonya: ‘Dış destek almak zayıflık değil, verimlilik kaynağıdır’ anlayışı hakim. Türkiye’de bu yaklaşımın gelişmesi için devlet teşvikleri, güven artırıcı standartlar ve başarı hikâyelerinin öne çıkarılması önemli. Türk Şirketleri İçin Tavsiyeler Danışmanlığı maliyet değil yatırım olarak görmek Finansal risk yönetimini profesyonellere bırakmak Dijital dönüşüm ve yapay zekâ gibi alanlarda dış uzmanlarla çalışmak İnsan kaynağı yönetiminde global iyi uygulamaları benimsemek İhracatta marka, tasarım ve pazarlama desteği almak Danışmanlık Kültüründe Türkiye’nin Fotoğrafı Türkiye’de danışmanlık sektörü büyümesine rağmen şirketlerin algısı hâlâ sınırlı. Danışmanlığa başvuran şirketlerin büyük kısmı kriz anında başvuruyor, oysa gelişmiş ülkelerde proaktif şekilde, büyüme ve dönüşüm planlarının bir parçası olarak kullanılıyor. Dış Destek Almada En Büyük Engeller Güven sorunu (bilgilerin paylaşılmasına çekince) ‘Bizim işimizi bizden iyi kimse bilemez’ anlayışı Danışmanlığı maliyet olarak görmek Kısa vadeli düşünce yapısı Dünyadan Örnekler: Danışmanlığın Katma Değeri ABD: Startuplar büyürken mentor, danışman ve yatırımcı üçlüsünü birlikte kullanıyor. Almanya: Orta ölçekli sanayi şirketleri (Mittelstand) dış danışmanlık sayesinde dünyada rekabetçi kalabiliyor. Japonya: Yalın üretim ve sürekli iyileştirme kültürü, dış uzman katkısıyla kurumsallaşmış durumda. Türk Şirketleri İçin Yol Gösterici Öneriler Danışmanlığı ‘ekstra maliyet’ değil, rekabet avantajı yaratan yatırım olarak görmek Devletin, danışmanlık/dış hizmet harcamalarını da teşvik kapsamına alması Şirketlerin ‘mentor – danışman – profesyonel yönetici’ üçlüsünü iş yapış biçimine dahil etmesi Başarı hikâyelerinin görünür kılınarak güven ortamının oluşturulması     Yol Haritası Türk şirketlerinin geleceği, kurumsallaşma, dijitalleşme ve küresel rekabette yüksek katma değerli üretime geçişle belirlenecek. Bunun için dış hizmet ve danışmanlık kültürünü benimsemek, profesyonel yönetimi güçlendirmek ve teknolojiye yatırım yapmak kritik adımlar. Dünya ile rekabette geri kalmamak için, şirketlerimizin kendi iç kaynaklarıyla sınırlı kalmak yerine dışarıdan bilgi, teknoloji ve uzmanlık desteği almaları gerekiyor. Ancak bu şekilde daha uzun ömürlü, daha dirençli ve küresel ligde yer alan Türk şirketleri yaratılabilir.   Ahmet Yiğit Ortak, Finansal Yönetim Hizmetleri LinkedIn  

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

YATIRIM TEŞVİK SİSTEMİDE YENİ DESTEK UNSURU

“MAKİNE DESTEĞİ” 2025/9903 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar ile Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında desteklenen yatırımlar için yeni bir destek unsuru olarak makine desteği öngörülmüştür. Makine desteği yatırımlarını çoğunlukla öz kaynaklarıyla finanse eden yatırımcılar için faiz ve kar payı desteğinin alternatifi olarak getirilen bir destek unsuru olup her iki destek unsurundan aynı anda yararlanılamayacaktır. Bu nedenle yatırımcının ilk kez yatırım teşvik belgesi için başvuru yapması esnasında faiz veya kar payı desteği ile makine desteklerinden hangisini tercih ettiğini bildirmesi gerekmektedir.   Kararın EK-4’ünde yer alan listede bulunan makine ve teçhizat için yurt içinde üretilmiş olması kaydıyla makine desteği sağlanabilir. Kararın Ek-4’nde yer alan makine ve teçhizatlar gümrük vergisi muafiyetinden yararlanamamakta ancak yatırım teşvik belgesine dahil edilebilmektedirler. Ancak Kararın Ek-4’ünde belirtilen makine ve teçhizatın destek ödemesinden yararlanılabilmesi için yeni olması gerekmektedir. Kullanılmış veya yenilenmiş makine ve teçhizata makine desteği kapsamında destek ödemesi yapılmamaktadır.   Makine Desteği Hesaplaması Talep edilmesi halinde, Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında desteklenen yatırımlar için düzenlenen teşvik belgesinin yatırım süresi içinde temin edilen ve diğer masraflar hariç sadece makine ve teçhizatın birim fiyatı 2 Milyon TL ve üzerinde olan makine ve teçhizat bedelinin %25’i yatırımcıya bütçe kaynaklarından ödenebilecektir.   Makine desteğinden sadece Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında desteklenen yatırımların yararlanması söz konusu olup, Sektörel Teşvik Sistemi kapsamında desteklenen yatırımlar makine desteğinden yararlanamayacaktır.   Makine desteğinden sadece faturada yer alan makine ve teçhizatın birim fiyatının 2 Milyon TL ve üzerinde olması durumunda yararlanılabilecek olup, faturada yer alan nakliye, montaj, sigorta vb. masraflar için makine desteği hesaplanmayacaktır. Makine ve teçhizatın birim fiyatının 2 Milyon TL’den fazla olması durumunda bu tutarın %25’i kadar makine desteği hesaplanacaktır.   Örnek: Yatırım teşvik belgesi kapsamında satın alınan makine fiyatının 3 Milyon TL, diğer masraflar nedeniyle fatura tutarının 3,5 Milyon TL olması durumunda makine desteğine konu tutar 3 Milyon TL olacak ve bunun üzerinden 750 Bin TL makine desteğine hak kazanılacaktır.   Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da makine veya teçhizatın birim fiyatının 2 Milyon TL’den fazla olması gerekliliğidir. Bir faturada birden fazla makine veya teçhizatın olması ve toplam tutarın 2 Milyon TL’den fazla olması veya aynı neviden birden fazla makine veya teçhizatın toplam tutarının 2 Milyon TL’den fazla olması durumunda makine desteğinden yararlanılması söz konusu değildir.   Örnek: Faturada 3 adet X makinesinin olması ve toplam makine bedelinin 3 Milyon TL olması durumunda, makinenin birim fiyatının 1 Milyon TL olması nedeniyle makine desteğinden yararlanılamayacaktır.   Örnek: Faturada birim fiyatı 2.5 Milyon TL olan 2 adet X makinesi ve 1 Milyon TL olan 5 adet Y makinesinin bulunması durumunda, X makinesi için makine desteğinden yararlanılabilecek ancak Y makinesi için makine desteğinden yararlanılamayacaktır. Faturada nakliye, montaj, sigorta vb. maliyet unsurlarının bulunması durumunda söz konusu maliyet unsurları makine desteği hesaplamasında dikkate alınmayacaktır.   Makine Desteğinin Azami Tutarı Yatırım teşvik belgesi bazında makine desteğinin azami tutarı; a) Teknoloji Hamlesi Programı ve Yerel Kalkınma Hamlesi Programı kapsamında desteklenmesine karar verilen yatırımlarda sabit yatırım tutarının %15’ini aşmamak kaydıyla 240 Milyon TL, b) Stratejik Hamle Programı kapsamında desteklenmesine karar verilen yatırımlarda sabit yatırım tutarının %15’ini aşmamak kaydıyla 180 Milyon TL’dir.   Örnek: Sabit Yatırım Tutarı: 150 Milyon TL Makine-Teçhizat Tutarı: 100 Milyon TL Sabit Yatırım Tutarının %15’i : 22,5 Milyon TL Makine-Teçhizat Bedelinin %25’i: 25 Milyon TL Yararlanılabilecek Destek Tutarı: 22,5 Milyon TL   Yeni kurulan şirketlerin indirimli kurumlar vergisi vasıtasıyla hak edilen toplam yatırıma katkı payından yararlanmalarının uzun bir süre alabileceği dikkate alınarak, yeni kurulan şirketlerin vergi indirimi desteğinden faydalanmaması şartıyla yararlanabilecekleri makine desteği azami tutarı artırımlı olarak uygulanabilecektir.   Firma tescil tarihi teşvik belgesi düzenlenmesi için yapılan müracaat tarihinden en fazla bir yıl öncesinde olan yatırımcılar, talep etmeleri halinde vergi indirimi desteğinden faydalanmamak kaydıyla Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında desteklenmesine karar verilen komple yeni yatırımlarda sabit yatırım tutarının %20’sini aşmamak kaydıyla 300 milyon TL’ye kadar makine desteğinden yararlanabilecektir.   Yukarıdaki örnekte yer alan yatırımı yeni kurulan bir şirketin yapması durumunda, vergi indirimi desteğinden yararlanmamak koşuluyla, makine desteği azami tutarı sabit yatırım toplamının %20’si olarak uygulanacağından, azami destek tutarı (150 Milyon TL X%20) 30 Milyon TL olacak ve 25 Milyon TL makine desteğinin tamamından yararlanılabilecektir.   Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında yapılacak faiz veya kâr payı desteği ve makine desteği ödemeleri, yatırım harcamasının yapıldığı yılı takip eden yıl Bakanlığa ibraz edilecek yatırım ilerleme raporunda belirtilen yatırım tutarı esas alınarak hesaplanan destek hak ediş tutarı kadar yapılır. Sadece arazi-arsa harcamaları veya diğer harcama kalemlerinden oluşan yatırım ilerleme raporlarına istinaden ödeme yapılmaz.   Yatırım ilerleme raporu, Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi kapsamında desteklenen yatırımlar için, yatırımcının teşvik belgesine konu yatırım ile ilgili harcamalarını ve yatırım düzeyini gösteren yeminli mali müşavir raporunu ifade etmektedir. Yeminli mali müşavir tarafından düzenlenen yatırım ilerleme raporu, makine desteği için hakediş raporu işlevini görmektedir. Önce fiilen yatırım yapılması ve bir yıl içinde makine yatırımı için ödenen bedelin bir kısmının ertesi sene yatırım ilerleme raporu ile belgelenerek sınırlamalar dahilinde yatırımcıya geri ödenmesi söz konusudur.   Destek hak ediş tutarı, belge kapsamı yatırım ile ilgili kabul edilen sabit yatırım tutarı harcamalarının, faiz veya kâr payı desteği veya makine desteğinin her bir program için belirlenen azami oranı kadarını ifade eder ve belirlenen üst limitlerin üzerinde olamaz.     Örnek: Teknoloji hamlesi programı kapsamında desteklenecek yatırım Toplam Sabit Yatırım Tutarı: 300 Milyon TL Makine-Teçhizat Harcama Tutarı: 260 Milyon TL Destek Hakediş Tutarı: 300 Milyon X %15 = 45 Milyon TL Yatırım ilerleme raporunun her yılın Mart ayı sonuna kadar Bakanlığa ibraz edilmesi gerekmektedir. Bu tarihe kadar ibraz edilemeyen harcamalar takip eden yıllar için hazırlanacak yatırım ilerleme raporu ile ibraz edilebilir. Yatırım ilerleme raporunda yer alan harcamalar her yıl için ayrı ayrı ve toplu olarak belirtilir. Yatırımın durumuna ilişkin görsellere ve değerlendirmelere, yatırımın termin planına uyumuna dair değerlendirmelere ve risk analizine ayrıca yer verilir. Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi Programı kapsamında yapılacak makine desteği ödemelerinin, hak ediş tutarının onaylandığı tarihi takip eden Mart, Haziran veya Eylül aylarında yapılması esastır. Ancak, Hazine nakit dengesi veya diğer zorunlu haller nedeniyle ödeme tarihinde Bakanlıkça değişiklik yapılabilir. Destek hak ediş tutarının faydalanılmayan kısmı, her yıl, bir önceki yıla ilişkin yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılır. Burada bütçe sınırlamaları nedeniyle yapılamayan ödemeler veya henüz… Okumaya devam et YATIRIM TEŞVİK SİSTEMİDE YENİ DESTEK UNSURU

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

EMLAK VERGİSİNDE OMERTA KURALI BOZULUYOR MU?

1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’na göre; Türkiye’de bulunan arazi, arsa ve binalar emlak vergisine tâbidir. Verginin matrahı, aynı Kanun’un 29’uncu maddesinde tanımlanan vergi değeridir. Bu değer, 4 yılda bir arazi ve arsalar için, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin hükümlerine göre takdir komisyonlarınca takdir olunan birim değerlere göre hesaplanmakta; binalar için de bu değere ilaveten her yıl Resmi Gazete’de yayımlanan bina asgari normal inşaat maliyetleri dikkate alınmaktadır. Takdir Komisyonlarınca arsa ve arazi vergisi değerleri tespit edilirken, “Emlak Vergisine Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzük”1 hükümlerine ve takdir yapılacak yıllarda Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan genel tebliğ ya da iç genelgelere uygun hareket edilmesi gerekmektedir.   Değer Tespitinin Dayanağı Arsa ve arazi vergisi için yapılacak değer takdir işlemlerinde, Emlak Vergisi Kanunu’nun 29’uncu maddesinde yapılan atıf gereği, Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) zirai kazançlar için asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin hükümleri geçerlidir. Bu hükümler adı geçen Kanun’un 72 ve devamı maddelerinde yer almaktadır.   Değer Tespit Süreci Arsa ve arazilere ait takdir komisyonları, asgari ölçüdeki arsa metrekare birim değerlerini gerekçeli olarak tespit edeceklerdir. Büyükşehir belediyesi bulunan illerde takdir komisyonu kararları imza karşılığında merkez komisyonuna verilecek, merkez komisyonu da 15 gün içinde kararları inceleyerek karara bağlayacak ve bu süre içinde ilgili arsa veya arazi komisyonuna durumu bildirecektir.   Merkez komisyonunca onaylanan takdir komisyonu kararları derhal, merkez komisyonunca farklı değer belirlenmesi halinde ise yeniden belirlenerek karara bağlanacak kararlar en geç Haziran ayı sonuna kadar ilgili mercilere imza karşılığında verilecektir.   Kesinleşen asgari ölçüde arsa ve arazi birim değerleri, ilgili belediyelerde ve muhtarlıklarda uygun bir yere asılmak suretiyle tarh ve tahakkukun yapıldığı yılın başından Mayıs ayı sonuna kadar ilân edilecektir.   TAKDİR YAPACAK KOMİSYONLAR Arsalara Ait Takdir Komisyonu Arsalara ait takdir komisyonu, VUK’un 72’nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca; Belediye başkanı veya vekâlet vereceği bir memur (Komisyon Başkanı) İlgili belediyeden yetkili bir memur (emlak vergisi servisinden) Defterdarın, görevlendireceği iki memur Tapu sicil müdürü veya tevkil edeceği bir memur Ticaret odasınca seçilmiş bir üye Organize sanayi bölgesini temsilen bir üye (sadece organize sanayi bölgesindeki arsalara ait takdir işlerinde görev alırlar) İlgili mahalle veya köy muhtarından oluşacaktır.   Arazilere Ait Takdir Komisyonu Arazilere ait takdir komisyonu, VUK’un 72’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca; Vali (Komisyon Başkanı) Defterdar Tarım ve Orman Bakanlığı il müdürü İl merkezlerindeki ticaret odasından seçilmiş bir üye, İl merkezlerindeki ziraat odasından seçilmiş bir üyeden oluşacaktır. Merkez Komisyonu VUK’un Mükerrer 49’uncu maddesinin (b) fıkrasının ikinci bendi hükmüne göre, büyükşehir belediyesi bulunan illerde arsa ve araziye ait takdir komisyonu kararlarını merkez komisyonu inceleyecektir. Bu komisyon da; Vali veya vekâlet vereceği memurun başkanlığında, Defterdar veya vekâlet vereceği memur, Vali tarafından görevlendirilecek tapu sicil müdürü, Ticaret odasınca görevlendirilecek bir üye, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM) Odası’nca görevlendirilecek bir üye, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nce görevlendirilecek bir üyeden, oluşur. Merkez komisyonu kendilerine tebliğ edilen kararları onbeş gün içinde inceler ve inceleme sonucu belirlenen değerleri ilgili takdir komisyonuna geri gönderir. Merkez komisyonunca farklı değer belirlenmesi halinde bu değerler ilgili takdir komisyonlarınca yeniden takdir yapılmak suretiyle dikkate alınır.   TAKDİR KOMİSYONU KARARLARINA KARŞI DAVA AÇILMASI Vergi Usul Kanunu’nun Mükerrer 49’uncu maddesine göre önceden takdir komisyonlarının vergi değeri kararlarına karşı sadece kendilerine karar tebliğ edilen daire, kurum, teşekküller ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları 15 gün içinde dava açabiliyorlar idi. Bu madde, Anayasa Mahkemesi’nce, 13/10/2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2012/89 sayılı Karar ile iptal edilmiştir.2 Böylece daha önce emlak vergisi mükellefleri, emlak vergisi değerine karşı dava açamazken, 13/10/2012 tarihinden itibaren bireysel dava açabilir hale gelmişlerdir. İptalle birlikte özel dava açma süresi de iptal olduğundan 30 günlük genel dava açma süresi geçerli hale gelmiştir. Arsa takdir komisyonu kararlarına karşı açılacak davalarda muhatap, karara iştirak eden belediye olacaktır.   Buna göre; takdir komisyonu kararları aleyhine 30 gün içinde vergi mahkemeleri nezdinde dava açılmamış ise takdir edilen değerler kesinleşecektir. Dava açılmakla birlikte esasa ilişkin bir karar verilmedikçe takdir komisyonu kararlarının uygulanmasına devam edilecektir. Açılan davalar sonucu vergi mahkemelerince takdir komisyonu kararının iptali yolunda karar verilmiş olması halinde; ilgili valilerce Danıştay nezdinde temyiz konusu yapılması uygun görülmeyen kararlar için takdir komisyonlarının derhal toplanarak yeni bir karar verilecektir. Yargı kararları üzerine takdir komisyonlarınca yeniden verilen kararlar ile daha evvel verilen kararlardan kesinleşenler, belediye ve muhtarlıklarda ilana mahsus yerlere asılmak suretiyle izleyen Mayıs ayı sonuna kadar mükelleflere duyurulacaktır.   OMERTA (SUSKUNLUK) KURALI Emlak vergisi, kamu maliyesi teorisine göre bir servet vergisidir. Servet ise esas itibariyle gelirin bir fonksiyonudur. Ödeme gücünün en önemli göstergelerinden biri sayılan servetin vergilendirilmesi esas itibariyle en eski vergileme biçimi olmasına rağmen tüm dünyada vergi gelirleri içindeki nispi önemi azalmıştır. Bunun bir nedeni, servetin asıl kaynağı olan gelirin vergilendirilmesine ağırlık verilmiş olması ve zaten vergilendirilmiş gelirle alınan servetin ağır vergilerle tekrar vergilenmek istenmeyişidir. Kaldı ki, gelir dışında harcamalar da vergilendirilmektedir ve servet dediğimiz şey tüketim için yapılmayan harcama sonucunda ortaya çıkan bir değerdir. Hem gelir hem harcamanın vergilendiği bir durum da servetin de vergilendirilmesi aynı gelir unsurunun 3 kere vergilendirilmesi anlamına gelmektedir. Buna rağmen servet vergileri tamamen terk edilmiş değildir ve vergileme oranları düşük bile olsa hemen her ülkede korunmaktadır. Literatürde servet vergileriyle ilgili olarak çeşitli sınıflandırmalar yapılmaktadır. Bunlardan en önemlisi gerçek        vergileme-itibari      (nominal)    vergileme ayrımıdır. Gerçek servet vergileri, verginin sadece konusu değil, kaynağı da servet olan vergilerdir. Öyle ki verginin ödenmesi için servetin hiç değilse bir kısmının elden çıkarılması gerekir. Vergi, servetin iratlarıyla ödenemeyecek derecede büyüktür.3 Bu tarz servet vergilerine genellikle savaş, ekonomik kriz gibi olağanüstü dönemlerde ve bir kereliğine başvurulur. İtibari servet vergileri ise her yıl periyodik olarak küçük oranlarda tahsil olunan ve genel olarak servetin iradından (gelirinden) ya da servet sahibinin başka gelirlerinden rahatlıkla ödeyebileceği vergilerdir. 4 Ülkemizde emlak vergisi esasen itibari servet vergisi olarak düşünülmüş olmakla birlikte vergi oranları gerçek servet vergisine benzer şekilde yüksektir. Özellikle büyükşehirlerde geçerli olan oranlar emlağın türüne göre 17 ila 50 yıl içinde emlak değerinin tamamının vergi olarak verilmesine neden olacak derecededir. Buna rağmen bu konuda günümüze kadar ciddi bir vergi direnci oluşmamıştır. Bunun nedeni verginin matrahında saklıdır. Yukarıda izah edildiği üzere verginin matrahı, kanunda tanımlanan komisyonlarca yapılacak değerleme işlemiyle yapılmaktadır.5 Uzun yıllardan beri herkesin bildiği gerçek, belirlenen bu değerlerin emlakin gerçek değerlerinin çok altında belirleniyor olmasıdır. Bu o kadar bilinen bir… Okumaya devam et EMLAK VERGİSİNDE OMERTA KURALI BOZULUYOR MU?

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış

Tema Grup, İYTE 4. Career Exp: Explore the Experience Semineri’nde…

Tema Grup Yönetici Ortaklarından Dr. Nafiz TURGUT, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü tarafından bu yıl 4’üncüsü düzenlenen Kariyer Planlama “Career Exp: Explore the Experience” Semineri’nde konuşmacı olarak yer aldı; Tema Grup Ortaklarından Umut VARLI ile katıldıkları Seminer kapsamında öğrencilerle kariyer planlaması, yetkinlik geliştirme ve iş dünyasının değişen dinamikleri üzerine paylaşımlarda bulundu. Tema Grup olarak gençlerin gelişimini destekleyen bu tür platformlarda yer almaktan mutluluk duyuyoruz. Davetleri için Üniversite Yönetimine, Öğrenci Kariyer Topluluğuna ve Sevgili Burak Efe VARLI’ya teşekkür ediyor, öğrencilerimize akademik ve profesyonel yaşamlarında başarılar diliyoruz.

Yayım tarihi
Haberler olarak sınıflandırılmış

YENİ ÖTV DEĞİŞİKLİĞİNİN ELEKTRİKLİ ARAÇ VE SÜRDÜREBİLİRLİĞE ETKİSİ

Son yıllarda otomotiv sektörünün odak noktası olan elektrikli araçlar, yalnızca çevreci bir ulaşım aracı olmanın ötesinde, küresel enerji dönüşümünün ve iklim politikalarının da taşıyıcısı haline geldi. Avrupa’da 2035 yılı itibarıyla içten yanmalı motorların yasaklanması yönündeki kararlar, ABD’nin ve Çin’in teşvik odaklı dönüşüm programları, dünya genelinde elektrifikasyona geçişi hızlandırıyor. Türkiye ise bu dönüşüm sürecinde zaman zaman çelişkili adımlar atıyor. Temmuz 2025’te yayımlanan 7555 sayılı Kanun ve aynı gün yürürlüğe giren Cumhurbaşkanı Kararı ile, elektrikli otomobillerdeki ÖTV oranları ciddi oranda artırıldı. Bu karar, sektörde hem tüketici hem üretici nezdinde yankı buldu.   Türkiye’deki Yeni Düzenleme 24 Temmuz 2025 tarihli ve 32965 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan düzenleme ile:   En düşük ÖTV oranı %10’dan %25’e, bazı üst segment elektrikli araçlarda %60’a kadar çıkan oranlar ise %80’e kadar yükseltildi. Dahası, motor gücüne ve batarya kapasitesine göre ayrım yapılan mevcut matrisin sınırları daraltılarak birçok modelin bir üst vergi dilimine geçmesine neden olacak şekilde teknik eşikler güncellendi.   Bu değişiklik, doğrudan satış fiyatlarını yukarı çektiği gibi, elektrikli araçları “erişilebilir alternatif” olmaktan uzaklaştırma riski taşıyor. Türkiye’de hâlihazırda ithalata dayalı olan elektrikli araç pazarının kırılgan yapısı düşünüldüğünde, bu artışın yansımaları geniş çaplı olacaktır.   Bu vergi artışının kısa vadede üç temel etkisi olacak: Tüketici Talebinde Düşüş: Elektrikli araçlara olan bireysel talep, özellikle orta sınıf alıcılar için ciddi şekilde azalacaktır. Birçok model için fiyat farkı 300 bin – 800 bin TL arasında artış göstermektedir.   İkinci El Pazarına Baskı: Talep sıfır araçlardan ikinci el elektrikli araçlara kayacak; bu da sınırlı ikinci el elektrikli araç stoğunda ani fiyat artışlarına sebep olabilir.   Yerli Üretimin Caydırılması: TOGG ve potansiyel yerli üreticiler açısından, yüksek ÖTV’li bir iç pazar, üretim planlarını yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir. Yatırım cazibesi azalabilir.   Dünya Uygulamalarıyla Karşılaştırma Elektrikli araçlar konusunda dünya genelinde vergi politikaları, çevreci ulaşımı teşvik etmeye yönelik yapılandırılıyor. Devletler bu geçişi hızlandırmak amacıyla doğrudan sübvansiyonlar, ÖTV/KDV muafiyetleri, batarya ve şarj altyapı destekleri gibi mekanizmalar kullanıyor. Almanya: Elektrikli araçlar için devlet 6.000 Euro’ya kadar alım teşviği sağlıyor. ÖTV uygulanmıyor. Ayrıca 10 yıla kadar motorlu taşıtlar vergisinden muafiyet bulunuyordu, 2023 sonu itibarıyla Almanya’da EV alım sübvansiyonları tamamen kaldırıldı. 4.500 €’luk devlet desteği sona erdi ve tüketici talebinde keskin bir düşüş yaşandı; 2024’te ise satışlar yaklaşık %27 oranında geriledi. Ford gibi büyük üreticiler Almanya’daki EV satışlarının zayıf seyretmesini doğrudan hükümetin teşvik eksikliğine bağladı ve 4.000’e yakın işten çıkarmayı açıkladı. Devlet, şirket araçlarına özel olarak EV’lerde %75’e kadar ilk yıl amortisman indirimi (accelerated depreciation) getirecek; nihai vergi oranı 2028–2032 arasında kademeli olarak %10’a düşürülecek. Almanya’nın önce teşviki aniden kaldırması, piyasa istikrarını zedeledi ve tüketici/bayi güvenini sarstı. Şu anki politika, yeşil dönüşümü teşvik yerine kurumsal EV alımlarını destekleyecek şekilde yeniden yapılandırılıyor.   Fransa: Gelir düzeyine göre 5.000- 7.000 € arası doğrudan devlet katkısı verilirken, eski araçlarda hurdaya çıkarıldığında ek 2.500 € veriliyor. ÖTV uygulanmıyor, KDV indirimi de bazı segmentler için mevcut. Ayrıca, Fransa’da teşvik politikası sadece çevreci değil, aynı zamanda sosyal adalet perspektifi de taşıyor. Düşük gelirli vatandaşlar için ulaşılabilirlik sağlanıyor.   Çin: 2009–2022 arasında Çin hükümeti EV alımları için tüketiciye doğrudan sübvansiyon ve vergi muafiyetleri sağladı; toplam teşvik maliyeti yaklaşık 200 milyar RMB oldu. 2022 sonunda, BEV ve PHEV için tüketici alım sübvansiyonları tamamen kaldırıldı ÖTV benzeri araç alım vergisi, 2023–2025 arasında tam muaf tutulacak; 2026–27 için vergilendirme yarıya indirilecek şekilde planladılar. Sübvansiyonlar sona erdikten sonra bile Çin EV pazarı büyümeye devam ediyor. 2024’te EV satışları yaklaşık %40 artarak toplam araç satışlarının %45’ine ulaştı.   ABD: Federal hükümet 7.500 USD’ye kadar vergi indirimi sağlarken, eyalet bazında ayrıca teşvikler uygulanıyor. California, New York gibi eyaletlerde 2.000 – 5.000 $ arası ek indirim sağlanıyor. Karbon ayak izi düşük üreticiler avantajlı konumda.   ABD modeli, rekabeti sadece satışta değil, üretim teknolojisinde de artırıyor. Hem yeşil hem stratejik ekonomi.   Türkiye: 2023’te %10 ÖTV oranıyla teşvik edilen elektrikli araçlar, 2025 itibarıyla %25-80 arasında ÖTV’ye tabi hale geldi. Teşvikten vazgeçildiği gibi caydırıcı bir vergi politikasına geçildi.   Vergi politikaları sadece gelir toplama aracı değil, aynı zamanda kamu politikalarının yönlendirici aracı olduğu çoğumuz tarafından bilinmekte. Türkiye’nin elektrikli araçlara yönelik ÖTV artışı, kısa vadede bütçeye gelir sağlama hedefi taşısa da uzun vadede çevre hedefleri ile çelişiyor, yerli üretimi zorluyor ve düşük karbonlu ulaşıma geçişi yavaşlatıyor. Karar, özellikle “Yeşil Mutabakat” sürecine uyumlu bir vergi mimarisi geliştirilmesi gereken dönemde alınmış olması açısından da dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Avrupa ile ticaret hacmi yüksek olan Türkiye’nin, karbon ayak izini azaltmayan bir ulaşım politikası nedeniyle Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) kapsamında cezai yaptırımlarla karşılaşma riski de bulunuyorken üstelik. Elektrikli araçlar konusunda global eğilim, teşvik edici, kapsayıcı ve çevre dostu bir vergi politikasıdır. Türkiye’de ise Temmuz 2025 itibarıyla bu yaklaşım terk edilmiş gibi görünüyor. Türkiye çevreci ulaşım vizyonunu yitirirken aynı zamanda dış ticaret partnerleriyle yeşil uyum sürecinde de geride kalma riskiyle karşı karşıya kalabilir. Her ne kadar ÖTV oranları tüm elektrikli araçlar için sabit olmasa da motor gücü, batarya kapasitesi ve matrah gibi teknik kriterlere göre farklılaştırılmış olsa da günümüzde araç sahibi olmak toplumun geniş kesimleri için artık lüks değil, zorunlu bir ihtiyaç haline gelmiştir. Ulaşım altyapısının yeterince gelişmediği, toplu taşımanın sınırlı kaldığı birçok şehirde özel araç sahipliği, bireyler açısından bir tercihten çok zorunluluğa dönüşmüş durumdadır. Bu bağlamda, devletin dolaylı vergi yükünü ulaşım gibi temel bir ihtiyaç üzerinden şekillendirmesi; dolaylı yoldan gelir vergisi tahsil etmeye çalıştığı yönünde haklı eleştirileri beraberinde getirmektedir. Özellikle yüksek enflasyonun ve reel gelir kayıplarının yaşandığı bir dönemde, bu tür vergilendirme politikaları, toplumsal adalet duygusunu zedeleyebilmektedir. Kısacası, araç sahipliği artık lüks değilken, vergi politikaları hala bu yaklaşımı yansıtıyor görünmektedir. Elektrikli araçlar gibi çevreci ve stratejik öneme sahip ürünlerde bu tür vergisel yüklerin artması, sadece çevre politikalarını değil, aynı zamanda sosyal adalet hedeflerini de zayıflatmaktadır. Kamu finansmanında denge gözetilirken, vergi yükünün kim tarafından taşındığı sorusu da en az gelir miktarı kadar önemlidir. Enflasyon etkisine ve hali hazırda olan kredi faiz oranlarına değinmek istemiyorum bile.   Onur Selçuk GÜL Vergi Denetçisi LinkedIn

Yayım tarihi
Makale olarak sınıflandırılmış