2026 Yılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Asgari Ücret Tarifesi 17 Aralık 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Ayrıntıları öğrenin
2026 Yılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Asgari Ücret Tarifesi 17 Aralık 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Ayrıntıları öğrenin
13 Aralık 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 486)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No: 586) ile gerçek usulde vergilendirme kapsamına alınan mükelleflerin defter ve kayıtlarının meslek odaları/birlikleri tarafından tutulmasına ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Tebliğe göre, kazançları basit usulde tespit edilen ve 8/9/2025 tarihli ve 10380 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı gereğince 1/1/2026 tarihinden itibaren gerçek usulde vergilendirilecek olan mükelleflerin, 486 Sıra No.lu Vergi Usul Genel Tebliği kapsamında yapılması gereken işlemleri, işletme hesabı esasına göre defter tuttukları süre zarfında, söz konusu mükelleflerin bağlı oldukları meslek odaları/birlikler tarafından da yapılabilecektir. Üyeleri adına işlem yapacak meslek odalarında/birliklerde 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış yeterli sayıda meslek mensubunun çalışması ya da bunun mümkün olmadığı durumlarda söz konusu işlemlerin odada/birlikte çalışmayan meslek mensuplarının gözetiminde yapılması gerekmektedir. Ayrıntıları öğrenin
Merhaba, Jeopolitik gelişmeler, finansal haberler ve ekonomik verileri içeren TEMA GRUP HAFTALIK FİNANS VE EKONOMİ BÜLTENİ’ne buradan ulaşabilirsiniz. Yapay zeka AI ile yapılan sesli versiyonu Saygılarımızla, TEMA GRUP
Merhaba, Jeopolitik gelişmeler, finansal haberler ve ekonomik verileri içeren TEMA GRUP HAFTALIK POLİTİK VE JEOPOLİTİK GELİŞMELER BÜLTENİ’NE buradan ulaşabilirsiniz. Yapay zeka AI ile yapılan sesli versiyonu Saygılarımızla, TEMA GRUP
30 Aralık 2025 tarih ve 33123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 49 sayılı SMMM/YMM Genel Tebliği uyarınca, mükelleflerin gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde yer alan istisna, indirim ve uygulamalardan yararlanabilmeleri için yeminli mali müşavirlerce düzenlenmiş tasdik raporunun ibrazı zorunlu hale getirilmiştir. Bu düzenleme, hem gelir vergisi hem de kurumlar vergisi mükelleflerini kapsamaktadır. Tasdikin Amacı Tasdikin amacı, mükelleflerin yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamelerinde kullandıkları istisna ve indirimlerin mevzuata uygun olup olmadığını tespit etmektir. Bu yönüyle, mükelleflerin yararlandıkları indirim ve istisnalar dolayısıyla ileride cezalı bir işlemle karşılaşmaları ihtimalini minimize etmektedir. Zorunluluk Ne Zamandan İtibaren Geçerli? Bu düzenleme, Takvim yılı esasına göre vergilendirilen mükellefler için, 2025 takvim yılı ve izleyen yıllarda verilecek gelir ve kurumlar vergisi beyannameleri, Özel hesap dönemine tabi mükellefler için, 2025 yılında başlayan özel hesap dönemleri ve izleyen dönemler itibarıyla geçerlidir. Dolayısıyla, 2025 hesap dönemine ilişkin gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde yer alan ve kapsam dahilindeki istisna ve indirimlerden yararlanabilmek için YMM tasdik raporu ibraz edilmesi zorunludur. Tasdik Raporunun İbraz Edilmemesi Halinde Ne Olur? Tasdik raporu zamanında verilmezse, ilgili istisna veya indirimden faydalanılamaz ve özel usulsüzlük cezası uygulanır. Usulsüzlük cezası tutarı (VUK uyarınca): Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 227 ve mükerrer 353 hükümleri gereği, tasdik raporunun zamanında ibraz edilmemesi durumunda yararlanılması tasdik raporuna bağlanan tutarın %5’i oranında özel usulsüzlük cezası uygulanır. Bu cezanın asgari tutarı 2026 yılı için 400.000 TL ve azami tutarı 4.000.000 TL olarak sınırlandırılmıştır. Kısaca; tasdik raporunun zamanında verilmemesi, yalnızca bir şekil eksikliği değil, doğrudan vergi avantajının kaybedilmesine yol açabilecek ve yüksek tutarlı usulsüzlük cezası uygulamasına neden olacak önemli bir risk oluşturur. Tasdik Raporu Ne Zaman İbraz Edilecek? Tasdik Raporunun, beyanname ile birlikte veya beyan süresini izleyen en geç iki ay içinde elektronik ortamda gönderilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, mükelleflerin, Beyannamelerinde yer alan istisna ve indirimleri önceden gözden geçirmeleri, Tasdik zorunluluğu doğup doğmadığını zamanında tespit etmeleri, Süre ve şekil şartlarına uygun şekilde işlem yapmaları, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşımaktadır. Tam Tasdik Sözleşmesi Olan Mükelleflerin Durumu Yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamelerini tam tasdik sözleşmesi kapsamında yeminli mali müşavire tasdik ettiren mükellefler için ayrıca bir istisna/indirim tasdik raporu düzenlenmesi gerekmez. Ancak bu durumda; İstisna, indirim ve özel vergi uygulamalarına ilişkin tüm inceleme ve tespitlerin, Tam tasdik raporunun ayrı bir bölümünde, Tebliğ ekinde yer alan rapor dispozisyonuna uygun şekilde, yer alması zorunludur. Bu şartlar sağlandığı sürece, tam tasdik raporu ayrıca ibraz edilmesi gereken tasdik raporu yerine geçer. Tasdikin Kapsamı Tasdikin zorunluluğu, Gelir ve Kurumlar vergisi mükelleflerinin, vergi kanunları ve ilgili diğer mevzuat kapsamında gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde yer verilen istisna, indirim ve uygulamalara ilişkin aşağıdaki işlemlerini kapsamaktadır. KURUMLAR VERGİSİ MÜKELLEFLERİ İÇİN TASDİKİ ZORUNLU İNDİRİM VE İSTİSNALAR İLE TASDİK HADLERİ Sıra Tasdik Konusu İlgili Kanun Maddesi Tasdik Sınırı 1 Yurtdışı İştirak Kazançları İstisnası 5520 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 2 Yurtdışı İştirak Hissesi Satış Kazancı İstisnası 5520 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 3 Emisyon Primi Kazanç İstisnası 5520 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 4 Gayrimenkul Yatırım Fonları veya Ortaklıklarının Kazanç İstisnası (Esas Faaliyet Konusu İtibariyle Gayrimenkul, Gayrimenkul Projeleri ve Gayrimenkule Dayalı Haklardan Oluşan Portföyü İşletmek Amacıyla Kurulanlar Dışında Kalanların Kazançları Hariç) 5520 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 5 Taşınmaz ve İştirak Hisseleri ile Kurucu Senetleri, İntifa Senetleri, Rüchan Hakları ile Girişim Sermayesi Yatırım Fon ve Ortaklık Paylarının Satışından elde Edilen Kazançlar 5520 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 6 Yurtdışı İnşaat, Onarım, Montaj ve Teknik Hizmetler Kazanç İstisnası 5520 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 7 Sınai Mülkiyet Haklarında İstisna 5520 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 8 TUGS’a Kayıtlı Gemilerin İşletilmesinden ve Devrinden Sağlan Kazanç İstisnası 4490 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 9 Serbest Bölgelerde Elde Edilen Kazanç İstisnası 3218 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 10 Teknokent Kazanç İstisnası 4691 Sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 11 Araştırma Altyapılarının Ar-Ge Yenilik Faaliyetlerinden Elde Ettikleri Kazanç İstisnası 6550 Sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 12 Yurtdışına Verilen Yazılım Mühendislik, Eğitim, Sağlık Hizmetleri Kazanç İndirimi 5520 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 13 Nakdi Sermaye Artırımı Faiz İndirimi 5520 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 14 İndirimli Kurumlar Vergisi Uygulaması (KVK 32/6-7-8) 5520 sayılı Kanun Yararlanılan Toplam Vergi İndiriminin 200.000 TL‘yi Aşması 15 İndirimli Kurumlar Vergisi Uygulaması (KVK 32/A) 5520 sayılı Kanun Tutar Sınırı Aranmaz 16 Yerel ve Küresel Asgari Tamamlayıcı Kurumlar Vergisi Uygulaması 5520 sayılı Kanun Tutar Sınır Aranmaz 17 Ar-Ge ve Tasarım İndirimi 5746 Sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 18 Teknogirişim Sermaye Desteği İndirimi 5746 Sayılı Kanun 500 Bin TL‘yi Aşması 19 Teknokent Sermaye Desteği İndirimi 4691 Sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 20 Yatırım İndirimi İstisnası (GVK Geçici 61 Kapsamında Tevkifata Tabi Olmayanlar) 193 Sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 21 Yıllık KV Beyannamesinin “Zarar Olsa Dahi İndirilecek İstisna ve İndirimler” Başlıklı Bölümünde Yer Alan “Diğer İndirimler ve İstisnalar” İle “Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler” Başlıklı Bölümünde Yer Alan “Diğer İndirimler” 5520 sayılı Kanun ve Diğer Kanunlar Beyannamenin Bu Satırına Yazılan Tutarın Ayrı Ayrı 1.000.000 TL’yi Aşması iki satıra yazılan tutarların toplamının yine aynı tutarı aşması GELİR VERGİSİ MÜKELLEFLERİ İÇİN TASDİKİ ZORUNLU İNDİRİM VE İSTİSNALAR İLE TASDİK HADLERİ Sıra Tasdik Konusu İlgili Kanun Maddesi Tasdik Sınırı 1 Sınai Mülkiyet Haklarında İstisna KVK 5/B 500.000 TL‘yi Aşması 2 TUGS’a Kayıtlı Gemilerin İşletilmesinden ve Devrinden Sağlan Kazanç İstisnası 4490 sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 3 Serbest Bölgelerde Elde Edilen Kazanç İstisnası 3218 Sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 4 Teknokent Kazanç İstisnası 4691 Sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 5 Yurtdışına Verilen Yazılım Mühendislik, Eğitim, Sağlık Hizmetleri Kazanç İndirimi GVK 89/13 500.000 TL‘yi Aşması 6 İndirimli Gelir Vergisi Uygulamaları KVK 32/A Tutar Sınırı Yok 7 Ar-Ge ve Tasarım İndirimi 5746 Sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 8 Yatırım İndirimi İstisnası (GVK Geçici 61 Kapsamında Tevkifata Tabi Olmayanlar) 193 Sayılı Kanun 500.000 TL‘yi Aşması 9 Yıllık GV Beyannamesinin “Beyan Edilecek Gelirden İndirim” Başlıklı Bölümünde Yer Alan “Diğer İndirimler” İle “İstisna Edilen Kazançlara İlişkin Bildirim” Başlıklı Bölümünde Yer Alan “Diğer İstisnalar” 193 Sayılı Kanun Her Bir İndirim ya da İstisna Tutarının 1.000.000 TL‘yi Aşması Not: Tebliğe göre, her bir istisna ve indirimin 500.000 TL’yi aşmaması ancak birden fazla istisna ve indirim toplamının 1.000.000 TL’yi aşması durumunda da YMM Tasdik Raporu ibrazı şarttır. Tema Grup İletişim Bilgileri: Telefon: +90 212 663 91 84 E-posta: info@temagrup.com
2025 Küresel Bankacılık Sektörü Değerlendirmesi-Finansal Panorama, 2025 yılı küresel bankacılık sektörünün de önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiği bir yıl oldu. Pandemiden sonraki dönemde gelişen yeni normal, yüksek faiz ortamı ve jeopolitik belirsizlikler, bankaların geleneksel iş modellerini yeniden şekillendiriyor. Bu gelişmeler sektörde “yeni normal” olarak adlandırılan daha temkinli, daha dijital ve daha dayanıklı bir yapının oluşmasına yol açıyor. 2025 yılında küresel bankacılık sektörü toplam aktif büyüklüğü 190 ilâ 205 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bununla birlikte gölge bankacılık denilen banka dışı tröst şirketleri, hedge fonlar, sigorta şirketleri, yatırım fonları ve diğer banka dışı finansal kuruluşları kapsayan sektörün toplam varlıklarının 2024 yılında 256,8 trilyon dolara ulaştığı tahmin edilmiştir. Sektörün toplam büyüklüğünün toplam finansal sektörün %51’ine ulaşması ise gölge bankacılık tarafındaki hızlı büyümeyi gözler önüne sermiş ve regülatif kaygıları daha da artırmıştır. McKinsey’nin Global Banking Review 2025 raporuna göre, küresel bankalar 2024 yılında 1,2 trilyon dolar net gelir elde etti ve ROE %10’un üzerine çıktı. 2025 yılında da küresel bankacılık sektörünün benzer tutarda 1,2 trilyon dolar biraz üzerinde kârlılık göstermesi beklenmektedir. Bu performansın ana nedeni yüksek faizlerin getirdiği güçlü net faiz marjı ve hacim artışıydı. S&P Global Ratings tarafından hazırlanan raporlarda 2025 yılı için Global ROE beklentisinin %10,5-12,0’a ulaşabileceği tahmin edilmiştir. Avrupa bankaları için %9-11; ABD Büyük Bankaları için %10+ ve Türkiye Bankacılık Sektörü içinse %25+ gerçekleşmesi beklenmektedir. 2026’da ise küresel ROE’nin %13 seviyesine yükselebileceği tahmin edilmektedir. 2025 yılında birçok gelişmiş ülkede fiyat artışları ılımlı seyretmiş ve ortalama küresel enflasyonun %4 seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Söz konusu seviyeler ise ROE üzerinden yurtdışı bankacılık sistemi açısından özkaynakların enflasyon karşısında korunması ve yatırım cazibesi açısından önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu manada Türk Bankacılık Sektörü (TBS) her ne kadar özkaynak karlılığı bakımından global bankacılık sektörüne göre daha karlı görünse de 2025 yılında gerçekleşmesi beklenen %30-35 TÜFE enflasyon ortamında özkaynaklarda yaşanan erime (Tahmini ROE üzerinden %5-10 özkaynak erimesi) sebebiyle küresel yatırım ölçeğinde ihtiyatla yaklaşılan ve durağan algılanan bir yapı arz etmiştir. Burada özellikle Türk Bankacılık Sektörünün güçlü özkaynak yapısının ve likidite düzeyinin korunmasına dönük Basel düzenlemelerine tam uyum durumunun (risk iştahının daha düşük; risk algısının daha yüksek olmasından) da bankaların özkaynakları üzerinden daha yüksek oranlı bir özkaynak karlılığı oluşumunu bir nebze azalttığı da değerlendirilebilir. Diğer yandan IMF ve Finansal İstikrar Kurulu da yukarıdaki analizi destekler nitelikte, Basel standartlarının ülkeler arasında farklı hızlarda uygulanmasının özellikle uluslararası faaliyet gösteren bankalar için “dengesizlik” yarattığına dikkat çekiyor. Bu manada 2025 yılında BDDK’nın Basın Açıklamasında da değindiği gibi Türk Bankacılık Mevzuatının Basel Standartlarına Uyumlu Bulunmasına İlişkin Rapor (RCAP) bulgularına göre Türk bankacılık mevzuatı Basel düzenlemelerine tam uyumlu bulunurken, İsviçre, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri gibi ülke bankacılık düzenlemeleri tam uyumlu bulunmamıştır. Bununla birlikte Rapor’un bir diğer önemli çıktısı da Uzakdoğu (Çin) ve Arjantin gibi bazı Güney Amerika ülke bankacılık düzenlemelerinin Basel düzenlemelerine tam uyumlu bulunmasıdır. Bu manada özellikle pandemi sonrası durgunluk, likidite ve yaşanan yapısal sorunların Türk Bankacılık sektörüne yansımasının kısıtlı kalmasında bu düzenlemelere uyum durumunun önemli katkısı olduğu değerlendirilmektedir. Bu manada, Küresel Bankacılık Sektörü 2025 yılında 1,2 trilyon USD net kâr beklerken, Ekim 2025 sonu itibarıyla 44,1 trilyon TL (Yaklaşık 1 trilyon USD/Küresel Bankacılık Sektörü Aktiflerinin Yüzde 0,5’i)) aktif büyüklüğüne ulaşan TBS net karının 2025 yılsonunda 750 milyar TL/yaklaşık 17-19 milyar dolar seviyesine ulaşarak 2025 yılını %50’nin üzerinde net kâr artışıyla kapatması, özkaynak kârlılığının (%26-29 bandı) bir miktar beklenen enflasyonun (2025: %31,2) altında kalması dolayısıyla TBS’deki banka özkaynaklarının enflasyon karşısında erime sürecinin bir miktar devam edeceği öngörülmektedir. Bu süreçte kamu bankalarının özkaynak karlılığında artış beklenirken, yerli özel ve yabancı bankaların özkaynak karlılığında ise özellikle takipteki kredi portföyü ve faaliyet giderlerindeki artış kaynaklı bir miktar gerileme beklense de özellikle yabancı bankaların özkaynak karlılığının Türk Bankacılık Sektörü özkaynak karlılık beklentilerinin üzerindeki yapısını korumaya devam etmesi beklenmektedir. Bununla birlikte küresel bankacılık sektörü aktif karlılığının (ROA) 2025 yılında %1,5-2 civarında gerçekleşmesi, söz konusu rasyonun TBS’de %2,9-3,2 seviyesinde gerçekleşebileceği beklenirken söz konusu rasyo da Türk Bankalarının aktif kârlılığının küresel ortalamanın üzerinde olması açısından olumlu görülmelidir. Bununla birlikte Türk Bankalarının dünyanın ilk 500 bankası listesinde değer sıralamasında artan değeri de yatırımcı fırsatları açısından önemli bir göstergedir. Dünyanın en değerli 500 bankası 2025 listesinde Türkiye de var Dünyanın en değerli 500 bankası sıralamasında, Çinli bankalar ilk dört sırada yer alırken, Türkiye’den altı banka listeye girmeyi başardı. Brand Finance’in “Banking 500 – 2025” raporuna göre, Çin bankaları küresel bankacılık sektöründe liderliğini sürdürüyor. Industrial and Commercial Bank of China (ICBC), yaklaşık 79,1 milyar dolarlık marka değeriyle üst üste üçüncü kez dünyanın en değerli bankası unvanını korudu. ICBC’yi, 78,4 milyar dolarlık marka değeriyle China Construction Bank takip etti. Üçüncü sırada 70,2 milyar dolarla Agricultural Bank of China, dördüncü sırada ise 63,8 milyar dolarla Bank of China yer aldı. Bu sonuçlar, Çin bankalarının küresel finans sektöründeki etkisini bir kez daha gözler önüne serdi. Amerikalı bankalar da listede önemli pozisyonlara sahip. Bank of America, 45 milyar dolarlık marka değeriyle beşinci sırada yer alırken, Chase 44,2 milyar dolarla altıncı sırada konumlandı. Wells Fargo 36 milyar dolarla yedinci, Citi 35,7 milyar dolarla sekizinci ve JP Morgan 32,4 milyar dolarla dokuzuncu sırada bulunuyor. Bu veriler, ABD bankalarının küresel finans piyasasındaki güçlü varlığını göstermekte. Türkiye’den altı banka, dünyanın en değerli 500 bankası listesine girerek dikkat çekti. İş Bankası, 1,2 milyar dolarlık marka değeriyle 196’ncı sıraya yükseldi ve Türkiye’nin en değerli bankası unvanını korudu. Ziraat Bankası 875 milyon dolarla 230’uncu, Garanti BBVA 721 milyon dolarla 256’ncı, Vakıfbank 386 milyon dolarla 360’ıncı, Akbank 345 milyon dolarla 376’ncı ve Yapı Kredi 308 milyon dolarla 403’üncü sırada yer aldı. Bu yükselişler, Türk bankacılık sektörünün uluslararası alandaki rekabet gücünü artırdığını göstermektedir. 3- Küresel Bankacılık Sektöründeki Trendler ve Türk Bankacılık Sektörü- Dijital Dönüşüm, Yapay Zekâ, Yeşil Finans, Dijital Vicdan ve 2026 Beklentileri 2025’te her ne kadar daha temkinli tahminler yapılmış olsa da küresel ekonomik büyümenin IMF-OECD tahminlemeleri olan %3-3,2 seviyesinde gerçekleşerek uzun dönemli ortalamaların altında kalacağı ancak çok da sert bir durgunluğa işaret etmediğini göstermektedir. Küresel enflasyonist sürecin de etkisiyle oluşan yüksek faiz ortamı kredi arzını sınırlarken, kredi kalitesinde de bozulmalar yaşanmıştır. 2025’te piyasa ve fonlama riskleri, kredi kalitesindeki bozulma ve artan kredi riski, jeopolitik ve makro-finansal belirsizlikler gölge… Okumaya devam et 2026’ya Girerken Bankacılık Sektörünün Genel Görünümü-Finansal Panorama
BELİRSİZLİĞİN KALICI HALE GELDİĞİ YIL, 2025 2025 yılı, küresel ekonomi ve siyasetin artık geçici şoklar üzerinden değil, yapısal ve kalıcı belirsizlikler üzerinden şekillendiği bir dönem olarak tarihe geçmiştir. Pandemi sonrası dönemde beklenen hızlı normalleşme ve dengelenme süreci yerini; yüksek borçluluk, jeopolitik gerilimler, iklim krizi, küresel ticarette parçalanma ve ekonomik karar alma süreçlerinde politikanın artan ağırlığına bırakmıştır. Piyasalar açısından 2025, yalnızca büyüme ve enflasyon verilerinin değil, seçim sonuçlarının, diplomatik krizlerin, savaşların ve toplumsal tepkilerin de fiyatlandığı bir yıl olmuştur. Bu almanak çalışmamız, 2025 yılını ekonomi–politik bir perspektifle ele alarak küresel ekonomik gelişmeleri, finansal piyasaları ve Türkiye ekonomisini değerlendirmekte; 2026 yılına yönelik öngörüleri ve risk alanlarını ortaya koymaktadır. KÜRESEL EKONOMİ: YAVAŞLAYAN AMA DAĞILMAYAN BÜYÜME 2025 yılında küresel ekonomik büyüme yaklaşık yüzde 3,2 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu oran, küresel ekonominin uzun dönem ortalamasının altında kalmakla birlikte, sert bir küresel durgunluğun yaşanmadığını da göstermektedir. Ancak büyümenin kompozisyonu, önceki yıllara kıyasla daha kırılgan ve dengesiz bir yapı sergilemiştir. Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi, yüksek faiz ortamına rağmen güçlü iç talep ve istihdam piyasasının desteğiyle yüzde 2,5–2,7 bandında büyüme kaydetmiştir. Bununla birlikte, artan kamu borcu, bütçe açığı ve yaklaşan siyasi belirsizlikler, ABD ekonomisinin orta vadeli görünümü üzerinde baskı yaratmıştır. Avrupa Birliği ekonomisi ise enerji dönüşüm maliyetleri, savunma harcamalarındaki artış ve zayıf sanayi üretimi nedeniyle yüzde 1–1,5 aralığında sınırlı bir büyüme performansı göstermiştir. Çin ekonomisi 2025 yılında küresel ekonominin en dikkat çekici yavaşlama hikâyesini sunmuştur. Gayrimenkul sektöründeki yapısal sorunlar, nüfus dinamikleri ve zayıflayan iç talep nedeniyle büyüme yüzde 3’ün altında kalmıştır. Buna karşılık Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkeleri, genç nüfus, dijitalleşme ve üretim kaymalarının etkisiyle küresel büyümenin ana sürükleyicileri arasında yer almıştır. PARA POLİTİKALARI: EKONOMİDEN ÇOK POLİTİK BİR ARAÇ ! 2025 yılı, para politikasının teknik bir araçtan ziyade giderek daha fazla politik bir enstrüman hâline geldiği bir yıl olmuştur. Küresel ölçekte merkez bankaları, enflasyonla mücadele hedeflerini korurken aynı zamanda finansal istikrar, borç sürdürülebilirliği ve siyasi baskılar arasında denge kurmaya çalışmıştır. ABD Merkez Bankası politika faizini uzun süre yüzde 5,25–5,50 bandında tutarak “yüksek faizi uzun süre koruma” stratejisini sürdürmüştür. Avrupa Merkez Bankası ise ekonomik durgunluk riski ile enflasyon baskıları arasında sıkışmış bir görünüm sergilemiştir. Bu durum, küresel likiditenin sınırlı kalmasına ve sermaye akımlarının daha seçici hâle gelmesine yol açmıştır. Güçlü dolar, 2025 boyunca küresel finansal sistemin en belirleyici unsurlarından biri olmuştur. Gelişmekte olan ülkeler için yüksek dış borçlanma maliyetleri ve sermaye çıkışları, ekonomik kırılganlıkları artırmıştır. Böylece para politikaları yalnızca ekonomik büyümeyi değil, küresel siyasi dengeleri de doğrudan etkileyen bir araç hâline gelmiştir. JEOPOLİTİK GELİŞMELER VE EMTİA PİYASALARI 2025 yılında emtia piyasaları, ekonomik temeller kadar jeopolitik gelişmeler tarafından da şekillendirilmiştir. Orta Doğu’daki gerilimler, enerji arz güvenliği ve küresel ticaret yollarına ilişkin riskler petrol fiyatlarını doğrudan etkilemiştir. Brent petrol fiyatları yıl boyunca 70–85 dolar bandında dalgalanmış; fiyatların aşağı yönlü hareketi jeopolitik risk primiyle sınırlanmıştır. Altın ise 2025’in öne çıkan varlıklarından biri olmuştur. Merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme stratejileri, artan jeopolitik belirsizlikler ve finansal sistemdeki kırılganlıklar altın fiyatlarını 2.200–2.450 dolar/ons aralığında tutmuştur. Tarımsal emtialarda ise iklim değişikliği kaynaklı arz şokları, küresel gıda enflasyonunun düşüşünü yavaşlatmıştır. KÜRESEL SERMAYE PİYASALARI: AYRIŞAN DÜNYA 2025 yılı, küresel sermaye piyasalarında belirgin bir ayrışmanın yaşandığı bir dönem olmuştur. ABD borsaları, yapay zekâ, savunma sanayii ve teknoloji hisseleri öncülüğünde güçlü bir performans sergilerken; gelişmekte olan ülke piyasaları yüksek faiz ortamı ve güçlü dolar nedeniyle uzun süre baskı altında kalmıştır. Tahvil piyasalarında uzun vadeli faizlerin yüksek seyretmesi, hem kamu hem de özel sektör için borçlanma maliyetlerini artırmıştır. Bu durum, yatırım kararlarının ertelenmesine ve küresel büyüme üzerinde aşağı yönlü risklerin artmasına neden olmuştur. TÜRKİYE EKONOMİSİ: DENGELENME VE GÜVEN ARAYIŞI Türkiye ekonomisi 2025 yılında yaklaşık yüzde 3–3,5 oranında büyüme kaydetmiştir. Sıkı para politikası ve makro ihtiyati önlemlerle birlikte enflasyon yüzde 31-32 bandına gerilemiş olsa da fiyat istikrarı hâlen temel politika önceliği olmaya devam etmektedir. Döviz kuru oynaklığının görece azalmasına rağmen finansal koşulların sıkı seyri, reel sektör ve hanehalkı üzerinde baskı yaratmıştır. Türkiye’nin 5 yıllık CDS primi yıl boyunca 250–350 baz puan aralığında dalgalanmış; küresel risk iştahı ve iç siyasi gelişmeler yatırımcı algısını doğrudan etkilemiştir. 2025 yılı, Türkiye açısından büyüme ile istikrar arasındaki dengenin yeniden tanımlandığı bir geçiş yılı olmuştur. Ekonomik karar alma süreçlerinde öngörülebilirlik ve güven unsurları, finansal performansın belirleyici faktörleri hâline gelmiştir. 2026’YA BAKIŞ: SENARYOLAR VE ÖNGÖRÜLER 2026 yılına girerken küresel ekonomi için üç temel senaryo öne çıkmaktadır. Baz senaryoda küresel büyümenin yüzde 3 civarında sürmesi, enflasyonun kademeli olarak gerilemesi ve para politikalarında sınırlı bir gevşeme beklenmektedir. İyimser senaryoda jeopolitik risklerin azalması ve ticaret hacminin artmasıyla büyümenin hız kazanması öngörülmektedir. Risk senaryosunda ise bölgesel çatışmalar, iklim kaynaklı arz şokları ve finansal stres unsurları ön plana çıkmaktadır. Türkiye açısından 2026 yılı, fiyat istikrarının kalıcı hâle gelmesi, yapısal reformların ilerlemesi ve sermaye girişlerinin artması açısından kritik bir eşik olacaktır. Ekonomi–politik uyumun güçlenmesi, hem iç hem de dış dengeler açısından belirleyici olacaktır. SONUÇ: KARMAŞIK VE GİRİFT BİR 2026 2025 yılı, ekonomi ile politikanın ayrılmaz biçimde iç içe geçtiği bir yıl olarak hatırlanacaktır. Finansal piyasalar, ekonomik veriler kadar siyasi kararları da fiyatlamış; belirsizlik kalıcı bir unsur hâline gelmiştir. 2026 yılı ise riskler kadar fırsatları da beraberinde barındırmakta; karar alıcılar ve yatırımcılar için karmaşık ve girift bu görünüm çok boyutlu bir perspektif gerektirmektedir. Ahmet Yiğit Ortak, Finansal Yönetim Hizmetleri LinkedIn
2025 yılı, bağımsız denetim açısından yalnızca teknik uygulamaların değil; denetimin kurumsal dayanıklılığının ve güven üretme kapasitesinin de sınandığı bir dönem olmuştur. Ekonomik daralma, finansmana erişimde yaşanan güçlükler ve konkordato başvurularındaki artış, denetimin rolünü bir kez daha finansal tabloların doğrulanmasının ötesine taşımıştır. 2025’te Bağımsız Denetim Alanında Ne Oldu? 2025 yılında bağımsız denetim, artan belirsizlik ortamında şirketlerin risklerini ve kırılganlıklarını daha görünür kılan bir işlev üstlenmiştir. Denetim; yalnızca geçmiş dönem sonuçlarının teyidi değil, bu sonuçları doğuran süreçlerin, varsayımların ve yönetişim yapılarının da değerlendirilmesini gerektiren bir faaliyet olarak öne çıkmıştır. Bu dönemde konkordato süreçlerinin yaygınlaşması, denetim mesleği açısından önemli bir yapısal mesaj üretmiştir. Konkordato nedeniyle faaliyetleri askıya alınan veya yetkileri kaldırılan denetim kuruluşlarında görev alan sorumlu denetçiler ve ekip üyelerine ilişkin düzenlemeler, denetimin yalnızca teknik yeterlilikle değil; kurumsal süreklilik ve mali sağlamlıkla da doğrudan ilişkili olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. Mevzuat çerçevesinde, konkordato sebebiyle faaliyetleri askıya alınan denetim kuruluşlarında görev alan ekiplerin üç yıl süreyle konkordato kapsamındaki denetim ve makul güvence raporlama faaliyetlerinde yer alamaması, denetim mesleğinde risk yönetimi ve kurumsal dayanıklılığın önemini güçlü biçimde vurgulamaktadır. Bu düzenleme, denetimin yalnızca denetlenen şirketler açısından değil, denetim kuruluşlarının kendisi açısından da sürekli bir güven ve sürdürülebilirlik gerektirdiğini teyit etmektedir. Geçiş Dönemi: Bugün Ne Oluyor? Bugün bağımsız denetim, belirgin bir geçiş sürecinden geçmektedir. Bir tarafta mevzuata asgari uyumla sınırlı yaklaşımlar varlığını sürdürürken; diğer tarafta risk odaklı, süreç temelli ve teknoloji destekli denetim anlayışı giderek güç kazanmaktadır. Sürdürülebilirlik raporlaması, iç kontrol sistemleri, veri bütünlüğü ve yönetişim yapıları, denetimin doğal gündem başlıkları hâline gelmiştir. Denetçilerden beklenen; yalnızca hata ve eksiklik tespiti yapmak değil, finansal ve finansal olmayan bilgileri birlikte değerlendirebilen, tutarlılığı sorgulayan ve kurumun risk profilini bütüncül biçimde ortaya koyabilen bir bakış açısı geliştirmektir. Bu yaklaşım denetim kalitesini artırırken, mesleğin insan kaynağı, metodolojik altyapısı ve bağımsızlık sınırları açısından da yeni sorumluluklar doğurmaktadır. 2025 yılı aynı zamanda, halka arzların ivme kaybettiği, yatırımcı güveninin daha seçici hâle geldiği ve bankaların kredi iştahının belirgin biçimde temkinli davrandığı bir dönem olarak kayda geçmiştir. Bu ortamda bağımsız denetim, yalnızca mevzuat gereği alınan bir rapor olmaktan çıkarak, sermaye piyasaları ve bankacılık sistemi açısından güvenilirlik filtresi işlevi görmeye başlamıştır. Halka arz süreçlerinde finansal tabloların yanı sıra nakit akışı varsayımları, süreklilik değerlendirmeleri ve risk açıklamaları daha yakından sorgulanırken; bankalar kredi kararlarında denetim raporlarını konkordato riski, borç ödeme kapasitesi ve yönetişim kalitesiyle birlikte bütüncül bir risk analizi aracı olarak kullanmaktadır. 2026’ya yaklaşırken bu eğilimin daha da güçlenmesi; bağımsız denetimin hem sermaye piyasalarında hem de kredi mekanizmasında şekli bir gereklilikten çıkıp, karar süreçlerini belirleyen asli unsurlardan biri hâline gelmesi beklenmektedir. 2026’da Bizi Neler Bekliyor? 2026 yılına yaklaşırken bağımsız denetimde üç temel eksen öne çıkmaktadır. İlk olarak, sürdürülebilirlik ve ESG başta olmak üzere finansal olmayan bilgilerin denetim kapsamına daha sistematik biçimde dâhil edilmesi kaçınılmaz hâle gelmiştir. İkinci olarak, veri analitiği ve yapay zekâ destekli denetim teknikleri, denetim kalitesini belirleyen zorunlu araçlar hâline gelmektedir.Üçüncü olarak ise denetçinin rolü, teknik uzmanlığın ötesine geçerek etik duruşu, analitik düşünmeyi ve kamusal sorumluluğu içeren bir meslek kimliğine evrilmektedir. Bu dönüşümde, 2025 yılında yürürlüğe giren Sürdürülebilirlik Denetimi Yönetmeliği belirleyici bir rol oynamaktadır. Yönetmelik ile sürdürülebilirlik denetimi yapacak denetim kuruluşları ve denetçiler için yeni yetkilendirme kriterleri tanımlanmış; bu alan, ayrı bir uzmanlık ve kurumsal hazırlık gerektiren bir faaliyet olarak konumlandırılmıştır. Geçiş sürecinde, 1 Ocak 2026’dan önce sona eren hesap dönemleri için sınırlı esneklikler tanınmış; denetim kuruluşlarının sürdürülebilirlik denetimine ilişkin rehber ve metodolojilerini 31 Aralık 2026’ya kadar (ikincil süreyle 30 Haziran 2027) tamamlamaları öngörülmüştür. Bazı eğitim ve yetkilendirme şartlarına ilişkin muafiyetlerin 2027’ye kadar uzatılması da bu geçişin daha sağlıklı yönetilmesini amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra KGK tarafından hayata geçirilen dijital uygulamalar, sürdürülebilirlik raporlamasının altyapısını güçlendirmektedir. KGK-SÜHA, şirketlerin TSRS kapsamına girip girmediğinin kolayca tespit edilebilmesini sağlayarak yükümlülük alanını öngörülebilir hâle getirmiştir. Sürdürülebilirlik Açıklamalarını Raporlama Platformu (SARP) pilot uygulaması ise raporların dijital, standart ve karşılaştırılabilir formatlarda sunulmasının önünü açmaktadır. Ayrıca “SGDS 5000 – Sürdürülebilirlik Güvence Denetimlerine İlişkin Genel Hükümler” taslağının kamuoyu görüşüne açılması, sürdürülebilirlik denetimlerinde kapsam ve metodoloji açısından standartlaşma sürecinin başladığını göstermektedir. Öte yandan, Daha Az Karmaşık İşletmeler için Denetim Standardı (DAKİ BDS) Taslağı, denetimde ölçek ve karmaşıklık düzeyine göre farklılaştırılmış bir yaklaşımın benimsendiğine işaret etmektedir. Bu standart ile denetimin, tek tip bir uygulama olmaktan çıkarak işletmelerin risk profili ve yapısal özellikleriyle daha uyumlu hâle gelmesi hedeflenmektedir. Dilek, Temenni ve Öngörü Bağımsız denetimin önümüzdeki dönemde, şekli uyumun ötesine geçerek kurumsal şeffaflığı, hesap verebilirliği ve güveni güçlendiren bir yapı hâline gelmesi en temel temennidir. Denetimin; teknolojiyi mesleki etikle dengeli biçimde kullanan, riskleri erken aşamada görünür kılan ve ekonomik sistemin sağlıklı işlemesine katkı sunan bir güven altyapısı olarak konumlanması büyük önem taşımaktadır. 2026’ya giderken bağımsız denetimin gerçek sınavı, yalnızca standartlara uyum değil; belirsizlik çağında güveni, şeffaflığı ve kurumsal dayanıklılığı birlikte inşa edebilme kapasitesidir. Önümüzdeki dönemde bağımsız denetimi dönüştürenler ise kuralları ezberleyenler değil, değişimi okuyabilen, teknolojiyi etikle dengeleyen ve güven inşa edebilenler olacaktır. Melike KÜLLÜ LinkedIn
Dünya genelinde değerlendirdiğimizde denetim mesleği, küresel ekonomik belirsizlikler, artan regülasyon baskısı ve teknolojik dönüşümün etkisiyle son yıllarda önemli bir değişim sürecinden geçmektedir. Özellikle 2025 yılı, denetim metodolojilerinin yeniden şekillendiği, yapay zekâ ve veri analitiğinin yaygınlaştığı ve denetçilerin rolünün daha stratejik bir boyut kazandığı bir yıl olmuştur. Türkiye’de denetim mesleği de dünyadaki gelişme ve değişimlere paralel bir dönüşüm süreci geçirmekle birlikte Türkiye’nin ekonomik gerçeklikleri, regülasyonların çok sık ve hızlı değişmesi ile karmaşıklığı ve denetim kültürünün özellikleri nedeniyle daha derinleşmiş ve yapısal riskler ile karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye’nin Ekonomik Gerçekliklerinin Denetim Mesleğine Etkileri Türkiye ekonomisi 2025 yılında yaklaşık %3 civarında büyüme kaydetmesine karşın yüksek enflasyon, para politikası ve iç talep üzerinde baskı oluşturmaya devam etmiş; ekonomik gündemin merkezinde fiyat istikrarı yer almıştır. Yüksek politika faizleri ve temkinli bankacılık yaklaşımı, kredi koşullarını sıkılaştırmış; özellikle KOBİ’ler ve borçluluk oranı yüksek firmalar için finansmana ulaşmak zorlaşmıştır. Faiz maliyetleri 2025 boyunca yatırım ve işletme sermayesi kararlarını baskılamış, mevcut borçların çevrilmesini de yüksek maliyetli hale getirmiştir. Bu ortamda karlılıklar önemli oranlarda azalmış, şirketler maliyet kontrolüne ve nakit akışı yönetimine odaklanmış; 2025, finansal dayanıklılığın ön plana çıktığı bir yıl olmuştur. 2025 yılını denetim riskleri açısından değerlendirdiğimizde; bahsettiğimiz ekonomik gerçekliklerin finansal tabloların gerçekte olduğundan daha iyi finansal sonuçlar sunacak şekilde düzenlenmesi yönünden şirket yönetimleri üzerinde motivasyon ve baskıyı arttırdığını, dolayısıyla finansal tablolarda hata ve/veya hile riskinin yükseldiğini; söz konusu yüksek risklerin de finansal tablolara olan güvence ihtiyacını arttırdığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla, 2025 yılı artan denetim risklerinin yanı sıra hem zorunlu regülasyonların gerekliliklerinden hem de işletmelerin finansmana erişimde temin etmek durumunda kaldıkları finansal tablolarına olan güvence ihtiyacından denetime olan talebin artması ile iş fırsatları da getirmiştir. Artan hatalı ve/veya hileli raporlama riski ile işletmelerin sürekliliği esasının uygulanması ve varlıklarda değer düşüklüğü de artırılmış denetim riskleri olmuş ve söz konusu denetim risklerine karşı gerçekleştirilen denetimlerin maliyetleri de yükselmiştir. Yükselmiş risk ortamında artan denetim maliyetleri, maliyet kontrolüne odaklanmış işletmeler tarafında maalesef karşılık bulmamış ve denetimlerin kalitesi ve yeterliğini sağlayabilme üzerine denetim firmalarına ciddi baskı oluşturmuştur. Regülasyonların Etkileri Regülasyonların uygulamada karşılaşılacak sorunların derinlemesine analiz edilmeden çok hızlı değiştiği ve oldukça karmaşık düzenlemeler içerdiği bir ortam sunan Türkiye’de 2025 yılında denetim mesleği açısından yaşanan en önemli gelişme zorunlu sürdürülebilirlik raporlamasının ve güvence denetimlerinin başlaması olmuştur. Türkiye, yürürlüğe giren raporlama ve denetim gereklilikleri ile dünyada Uluslararası Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarının ilk uygulayıcısı olmuştur. Ayrıca yine dünyada bir ilk uygulama örneği olarak sürdürülebilirlik denetçisi ve sürdürülebilirlik denetimi yapmaya yetkili denetim kuruluşu yetkilendirmesi yaparak sürdürülebilirlik raporlarının denetlenme yetkisini bağımsız denetim yapma yetkisinden ayrı tutmuştur. 2025 yılında yaklaşık 400 şirket zorunlu sürdürülebilirlik raporlaması kapsamında olmakla birlikte yetkilendirilen denetim kuruluşu 21 olmuştur. İlgili düzenleme ile yetkilendirilen denetim kuruluşlarına yeni iş fırsatları doğmuştur. Denetim Kültürünün Etkileri Denetim, işletmeler tarafından çoğu zaman “zorunlu bir maliyet” olarak görülmekte; denetimin katma değeri yeterince anlaşılmamaktadır. Denetçiyle iş birliği zayıf olmakta; bilgi paylaşımı sınırlanmakta ve denetim sadece muhasebe-finans departmanları ile kısıtlı bir zaman periyodunda yürütülen süreç olmaktadır. Denetime olan söz konusu algı; denetim kuruluşlarına kaliteli ve katma değer yaratacak bir denetim gerçekleştirmesi için gerekli olan zaman ve ücret bütçesinin verilmemesi ile sonuçlanmaktadır. Ancak bu durum denetçinin yine de bir danışman olarak görülmesine ve işletmelere raporlamanın ötesinde katkı sunmasının beklenmesine engel oluşturmamaktadır. 2026 yılından beklentiler 2026 yılından beklentilerimin başında yalnızca big4 gibi büyük denetim firmalarının değil, diğer küçük ve orta büyüklükteki denetim firmalarının da teknolojik dönüşümünün gerçekleşmesi ve yapay zekâ kullanımının artması; bu konuda teşvik ve desteklerin sağlanmasıdır. Böylelikle denetçiler, rutin ve tekrarlayan işlerden kurtularak risk değerlendirmesi ve kritik alanlara odaklanabilecek, denetim verimliliği artacaktır. Denetim, periyodik ve geriye yönelik bir faaliyet olmaktan çıkacak sürekli ve gerçek zamanlı bir güvence mekanizması sunacaktır. 2026 yılının denetçilerin sadece uyum ve kontrol fonksiyonu üstlenen profesyoneller olmaktan çıkıp, kurumlara değer katan stratejik iş ortakları haline gelmesinin beklendiği bir dönem olması da başlıca beklentilerimin arasında. Denetçilerin risk yönetimi, iç kontrol yapıları ve süreç iyileştirme konularında yönetime daha fazla katkı sunmasını öngörmekteyim. Ancak, denetçilerin sağlayacağı katkıların ve sunacağı danışmanlığın sınırları iyi belirlenmeli ve denetçiler tarafından yaratılan değerin karşılığını bulması gerekmektedir. Sonuncusu ama en az önemlisi olmayan beklentim ise; denetimin gençler arasında yoğun emek-düşük getiri algısının kırılması; yetkin ve donanımlı gençlerin denetim mesleğini seçmeleri ve deneyim kazandıktan sonra ayrılmamalarıdır. Teknolojik dönüşümün getireceği kolaylıklar, işletmelerin denetim algısının değişmesi ve denetim firmalarının sunacakları kişisel gelişim olanakları bu kırılmada en önemli etkenler olacaklardır. Çiğdem ÖZDEMİR LinkedIn
2025, Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri ile teknopark firmaları için sadece “zor” bir yıl olmadı. Aynı zamanda uzun süredir göz ardı edilen pek çok yapısal gerçek artık gün yüzüne çıktı. Artan maliyetler, finansmana erişimde yaşanan güçlükler ve teşvik mekanizmalarındaki belirsizlikler, Ar-Ge’nin aslında sadece iyi fikir üretmekten ibaret olmadığını, bu fikirleri gerçekçi koşullar altında ayağa kaldırabilmek olduğunu gösterdi. Bu dönemde birçok firma için büyüme hedefleri geri planda kaldı. Öncelik, ayakta kalmaktı. Nitelikli insan kaynağını kaybetmemek, devam eden projeleri yarıda bırakmamak ve mevcut teşvik haklarını korumak, stratejik planların önüne geçti. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren firmalar, farklı cümlelerle ama benzer sorunlardan söz etti. Gerçek tablonun neredeyse herkes için aynı olduğuna şahit olduk. Bu tablonun merkezinde ise Ar-Ge ve ürün geliştirme faaliyetlerine hala yeterince bütüncül bakılamaması yer alıyordu. Pek çok firma, projelerini uzun vadeli teknoloji ve ürün yol haritalarının doğal bir parçası olarak değil, daha çok şekilsel, teşvik uygunluğu ve bütçe dengeleri üzerinden biçimlendirdi. Özellikle teknopark firmalarında “hızlı sonuç alma” kaygısı öne çıkarken, Ar-Ge ve Tasarım Merkezlerinde daha derinlikli ve olgunlaşması zaman alan çalışmalar geri plana atıldı. Faaliyetler sürdü, ama ortaya çıkan etkinin oldukça sınırlı kaldığını konuşmak gerekiyor. Sürdürülebilirliği en fazla zorlayan konulardan biri de Ar-Ge harcamaları ile nakit akışı arasındaki dengenin yeterince kurulmamasıydı. Personel maliyetlerindeki artış, finansman yükümlülükler ve teşvik ödemelerinin zamanlaması gibi gerçekler teknik ihtiyaçlardan çok finansal zorunlulukları belirleyici olarak öne çıkardı. Bu ortamda alınan teknoloji geliştirme kararları, çoğu zaman riskleri azaltmaya odaklandı. Kısa vadede işleri yürütmek mümkün olurken, uzun vadede yenilik üretme kapasitesi ciddi şekilde sınırlandı. Bu süreç, Ar-Ge danışmanlığı hizmetlerine bakışı da değiştirdi. 2025 boyunca danışmanlık faaliyetlerinin büyük kısmı mevzuata uyum, belgelendirme ve denetim süreçlerine yoğunlaştı. Ancak 2025’te görüldü ki, mevzuata tam uyum sağlamak, tek başına sürdürülebilirlik ya da yenilik üretimi anlamına gelmiyor. Burada kritik bir yol ayrımı var önümüzde. Mevzuata uyum, sağlam bir ekosistemin zemini. Fakat sadece bu çerçevede kalındığında, kalıcı bir yapı inşa etmek mümkün olmuyor. Kalıcı bir yapı inşa etmek için sürdürülebilirlik, Ar-Ge, tasarım ve ürün geliştirme faaliyetlerinin, kurumsal öncelikler, finansal gerçekler ve teknoloji olgunluk seviyeleriyle birlikte ele alınmasını gerektiriyor. Bunun farkına varan firmalar ve danışmanlar, Ar-Ge danışmanlığının rolünü 2026’ya girerken yeniden tanımlıyor. Önümüzdeki yıllarda, Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri ile teknopark firmalarını bekleyen en önemli değişimlerden biri, proje bazlı bakıştan portföy bazlı ürün yol haritası yaklaşımına geçiş olacak. Projeler, sadece teknik hedeflerle sınırlı kalmamalı, olgunluk seviyesi (THS), kaynak kullanımı, finansal etkiler ve beklenen çıktılar açısından birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşımı benimseyenlerin, Ar-Ge faaliyetlerinin dönemsel finansal dalgalanmalara rağmen daha dengeli ve sürdürülebilir biçimde ilerlediğine şahit olacağız. Bu dönüşümde danışmanlık da farklı bir yere evrilecek. Sadece mevzuata uygunluk sağlayan bir dış hizmet olmaktan çıkıp, karar alma ve önceliklendirme süreçlerinde firmalara eşlik eden stratejik bir yol arkadaşı haline gelecek. Odak noktası, tek tek projelerin doğruluğundan ziyade, proje portföyünün uzun vadede yaratacağı etki olacak. Özetle 2025 yılı, uyumun gerekli ama tek başına yeterli olmadığını açıkça gösterdi. 2026 ise bu farkındalığın, daha dayanıklı, daha gerçekçi ve daha etki odaklı yapılar kurmak için önemli fırsatlar sunduğu bir yıl olacak. Bu fırsatları değerlendirmek ve hayata geçirmek için yalnızca firmaların değil, Ar-Ge danışmanlarının da rollerini yeniden tanımlaması ve bu yeni döneme göre konumlanması kaçınılmaz görünüyor. Selçuk KARAMAĞARA LinkedIn